Selahattin Demirtaş’ın 2 günlük savunmasının tam metni

Selahattin Demirtaş’ın 2 günlük savunmasının tam metni

HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olduğu davanın Ankara Sincan’da görülen duruşmasının iki gününde yaptığı savunmanın tam metni yayımlandı

14 Aralık 2018 - 11:00

Demirtaş’ın Sincan’da görülen duruşmasının iki gününde yaptığı savunma:


“AİHM kararı kesinleşti mi” diye görüş istediniz Adalet Bakanlığı taraftır, siz de taraf tuttunuz

 

AİHM kararına ilişkin yazı yazılmasına karar verdiniz. AİHM kararı kesinleşti mi diye Adalet Bakanlığından görüş istediniz. Ama bir önceki cümlede diyorsunuz ki; “kesinleşmediği için tahliyesinin reddine”, ikinci cümlede, “kesinleşip kesinleşmediğinin Adalet Bakanlığa sorulmasına.”. Adalet Bakanlığı kim? AİHM’deki karşı taraf; Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı açtığım davanın karşı tarafı. Yani Adalet Bakanlığı taraftır. Siz, davamda taraf olan bir kurumdan görüş isteyerek alenen taraf tuttunuz.  

 

“Kararı biz veremiyoruz, Adalet Bakanlığı ne derse öyle yapacağız” dediniz

 

O kadar hukuk bilginiz vardır herhalde, AİHM kararı kesinleşmiş mi, kesinleşmemiş mi, kesinleşmeden mi uygulanır, nasıl uygulanır? Bunu neden Adalet Bakanlığı’na soruyorsunuz. [Cumhurbaşkanı Başdanışmanı] Mehmet Uçum’a niye sormadınız? Keşke ona yazsaydınız; “Mehmet Uçum’a sorulmasına” deseydiniz. O karar veriyor, Saray adına kendisi yürütüyor bu işleri. Dolayısıyla bunu da yaparak aleni bir şekilde taraf tuttunuz. Kararların kimler tarafından verildiğine gerekçenizde atıf yaptınız. Yani resmen bana ve kamuoyuna şunu demek istediniz: “Kararı biz veremiyoruz, Adalet Bakanlığı’na yazdık, onlar ne derse öyle yapacağız.“

 

Adalet Bakanlığı’nın ne işi var sizin ara kararınızla ilgili yorum veya görüş belirtmeye, haddine mi? Adalet Bakanlığı siyasi bir taraftır, mahkemede de karşı taraftır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, hükümeti’ni Adalet Bakanlığı temsil etmiştir AİHM’de. AİHM’in kararı “Demirtaş Türkiye kararı”dır. Adalet Bakanlığı’nın avukatları ve hukuki temsilcileri orada hükümet adına savunma yapmıştır. Ama siz ona soruyorsunuz, “Demirtaş kararını uygulayalım mı, kesinleşti mi?” diye. Dolayısıyla tarafsızlığınızı aleni bir şekilde yitirmiş oldunuz.

 

AİHM uzun yargılamadan değil, uzun tutukluluktan ihlal vermiştir

 

Ara kararınızdaki gerekçelerden biri de savunmadan kaçtığım ve savunma yapmadığımdır. O yüzden yargılamanın uzadığını söylüyorsunuz. “Yargılamanın uzaması mahkemenizden değil; sanıktan kaynaklıdır” diyorsunuz. Açık, aleni bir çarpıtma yapıyorsunuz. AİHM uzun yargılamadan söz etmiyor ki. AİHM uzun yargılamadan ihlal vermiş değil. Uzun tutukluluktan ihlal vermiş. Ama siz burada, “Demirtaş’ın veya sanığın bilinçli uzatması nedeniyle bu noktaya geldi” diyorsunuz. Ortada uzun yargılama tartışması yok. Ne bizim böyle bir itirazımız var. Ne AİHM’in böyle bir kararı var. Ama siz çarpıtıyorsunuz. Diyorsunuz ki, “uzun tutukluluk bizden değil sanıktan kaynaklandı.” Burada da çarpıtıyorsunuz, benden kaynaklandığını iddia ederek. 25 aydır tutukluyum ama 15 ay hakim karşısına çıkmadım. Sadece 10 aydır sadece hakim karşısındayım. 10 ayda Türkiye’de 32 fezlekenin birleştiği 80 klasörlük dosyayı nasıl bitirebilirsiniz? Ama siz bitirememiş olmayı da kararınızda bana suçlama olarak yöneltiyorsunuz. Görünen o ki seçim meydanlarında birileri “Bu Demirtaş niye ceza almadı” diye bağırıp çağırırken siz kendi üstünüze alınmışsınız. Bence alınmayın. 80 klasörlük bir dava ki bizim sunduğumuzla birlikte 130 klasörlük belki bir şeye dönüşecek. Mesele uzun yargılama değil uzun tutukluluktur bu aşamada.

 

Ben savunmadan da kaçmadım, ne suçlama var ki kaçacağım?

 

Ben savunmadan da kaçmadım. Her aşamada savunmamı yaptım. Bir duruşmada avukatlarım ısrarla “adli tatil sırasında duruşma vermeyin” dediler. “Burada değiliz” dediler haklı olarak. Ben de SEGBİS’e çıktım, avukatlarım yoktur diye savunma yapmadım. Onun dışında ben hangi savunmadan kaçtım? Ne suçlama var ki ben savunmadan kaçacağım. Çarpıttınız, tarafsızlığınızı açık, aleni bir şekilde yitirdiniz.

 

Sizden ne adli kontrolle serbestlik ne de tahliye talep ettim, etmem de

 

Kararınızda diyorsunuz ki, “sanığın duruşmalarda adli kontrol şartına uyacağına dair herhangi bir beyanda bulunmadığı.” Bunu tartışmaya bile gerek yok ama CMK’da böyle bir şey var mı ya hu? “Biz seni serbest bırakacağız ama söz veriyor musun, yurt dışına kaçmayacaksın?” Böyle mi olur adli kontrol? Ben duymadım. Ben daha önce hiç adli kontrol almadım ama avukatlarım aldı. Böyle bir uygulama yok. Sanık çıkıp, “ben adli kontrol kurallarına uyacağıma namusum, şerefim üzerine söz veriyorum” mu diyecek? Ne diyecek? Ama burada aleni bir şekilde yazdınız. Türkiye’de hiçbir mahkeme kararında böyle bir şey yok. Ya denir ki, “sanığın adli kontrol şartına uymayacağı anlaşıldığından” ya da “uyacağı anlaşıldığından.” Sanığın, benim beyanıma bağlı kalarak mı siz tahliye kararı verecektiniz. “Ev hapsi verseniz evden çıkmayacağım, kelepçe verseniz kaçmayacağım.” Bunu mu demem gerekiyordu? Ben şunu dedim, “Sizden tahliye talep etmiyorum. Siz beni tutuklamadınız. Tahliyeme kararı siz veremezsiniz. Veremezsiniz.” Ben sizden bugün de tahliye talep etmiyorum. Yaşım gelse 90’a, ağzımda diş kalmasa, burada hala tutukluysam o halimle “Sizden tahliye talep etmiyorum” diyeceğim. Siz beni tutuklamadınız. Ben bir siyasi rehineyim. O yüzden sizden tahliye talep etmedim. Adli kontrol şartına uymayacağım falan filan… Ben kaçmayacağımı adli kontrolle ilgili olarak değil, beni kovsanız kaçmayacağımı belirttim. Yoksa sizden ne adli kontrol istedim ne de tahliye talep ettim. “Siyasi rehine niye tahliye talep etsin ki” dedim.

 

Burada da yine sözde dijital verilere dayandınız. Hangi dijital veriler? Sahte gizli tanık, sahte dinleme, olmayan ses kayıtları, olmayan telefon görüşmeleri, olmayan “Elazığ’da şu aileye gitti, şunu dedi” görüşmeleri… Bunların hepsine dayanarak tutukluluk halimin devamına karar verirken bunu söylemeye devam ettiniz. Açık bir şekilde tarafsızlığınızı güvenilirliğinizi benim nezdimde yitirdiniz.

 

Hücremde dosyalarımı koyacak yer yok, tutukluluk halim savunma yapmamı engeller hale geldi

 

20 Mayıs 2016’da dokunulmazlığım yasadışı bir şekilde parlamentoda kaldırıldığında hakkımda 102 konuşmadan dolayı fezleke vardı. Sonraki konuşmalarımdan dolayı 20 fezleke daha eklendi, 122 fezleke. Bunların yaklaşık 60’ı davaya dönüştü. Davaya dönüştü, bir kısmı ertelendi, bir kısmı sizinkiyle birleşti. Bu süre zarfında tam bir yargı kıskacına alındım. Edirne’de 12 metrelik bir hücrede 1300 gönüllü avukatımın ve Demirtaş savunma ordusunun desteğiyle hepsiyle bugüne kadar uğraştım, uğraşmaya devam ediyorum. Siz bunu göz önünde bulundurmadınız. Savunmalarımı hazırlayamıyorum artık. Yani öyle bir noktaya geldi ki odamda dosyalarımı koyacak yer yok. Klasörleri koyacak yer yok. Bir dava değil, iki dava değil. Tutukluluk halim savunma yapmamı engeller hale geldi. Savunma hazırlamamı engeller hale geldi. Savunmamın hazırlığını yapmak bile her dosya için haftalar sürüyor.

 

Ben, partim, halkım ve avukatlarım da bu yargı saldırısına karşı bütün hukuki siyasi imkanlarımızla direniyoruz

 

Avukatlarımın bir kısmı İstanbul’da, Ankara’da, Diyarbakır’da, Mersin’de, Mardin’de. Davalarım oralarda. Her seferinde o yolu kat ediyorlar, geliyorlar benimle görüşüyorlar, çalışıyoruz dosyaları. Her dosyanın, davanın ayrı avukatları var. Bu zorluk içerisinde Edirne Cezaevi’nde siz beni tutuklu tutarak diğer davalarda da adil yargılanma ilkesinin ihlal edilmesine göz göre göre sebep oluyorsunuz. Beni resmen yargı arenasına attınız. Resmen aslanlar parçalasın diye oraya attınız. Fakat ben de partim de, avukatlarım da halkım da bu yargı saldırısına karşı bütün hukuki siyasi imkanlarımızla direniyoruz, direnmeye devam ediyoruz. Bunda da sorumlu sizsiniz. Diğer dosyalardaki yargılamaların etkilenmesi açısından siz beni tutuklu tutarak müdahale etmiş oldunuz.

 

Hükümette kurulmuş bir Demirtaş Masası var

 

Ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin 4 yıl 8 aylık hapis cezasını onaması meselesi… Üstüne konuşulacak çok şey var ama çok iyi hatırlıyorum gözünüzün içine bakarak dedim ki, “Bu dosyayı burada birleştirin. Elazığ ve İstanbul. O dosyada kumpas var, birleştirin” dedim. Siz Elazığ’a birleştirme yazdınız, İstanbul’a yazmadınız. Elazığ’da yargılandığım propaganda dosyasının birleştirilmesini kabul ettiniz.

 

“Demirtaş’ın AİHM ihlal kararını engelleyemiyoruz, Demirtaş muhtemelen AİHM’den etkili bir karar alacak. Avukatları etkili bir başvuru yapmış. Dosya çok açık, ihlaller çok açık. AİHM yakında bunun kararını verecek, dolayısıyla biz bunun tedbirini alalım” diye hükümette kurulmuş Demirtaş Masası çalışma yürütürken bir formül buldular ve dediler ki, “Bu İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden propaganda dosyasını ana dosyayla birleştirelim.” Oradan bir mahkumiyet çıkarırsak, ancak engelleyebiliriz. Formül buydu.

 

Bunu çok iyi hatırlıyorum Avukatım Mahsuni Bey aynen şunu demişti, tutanağa geçilmesini söylemişti. Şöyle olacak dedi: “AİHM tahliye kararı verecek, İstanbul’daki dosya Bölge Adliye Mahkemesi’nde (BAM) onaylanacak ve siz de buna dayanarak tahliye etmeyeceksiniz Demirtaş’ı”. Bunların hepsi olacak dedi, 3 ay 4 ay oldu, tutanağa geçti ve geldik bugüne. O dosyayı dışarıda bıraktınız.

 

Belli ki “Demirtaş’ın o dosyasına kimse karışmasın, o hükümetin siyasi operasyon dosyasıdır” denildi

 

Bakın Yargıtay kararları var. Hem de bir tane değil bu konuda verilmiş İstinaf kararı, 5. Uyuşmazlık Mahkemesinin Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararları var. Diyor ki bir sanığın aynı dönem içerisinde temadi kesilmeden işlediği iddia edilen benzer suçlar hatta soruşturmalar varsa bunun birleştirme hususu değerlendirilmeden esas hakkında karar verilmesi yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir. Bunları biz İstinafa da sunduk. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Gaziantep 4. Bölge İstinaf Ceza Dairesi, Erzurum Bölge 2. İstinaf Ceza Dairesi, Gaziantep Bölge 3. İstinaf Ceza Dairesi bozmuşlar. Bunların hepsi 2017-2018 tarihli kararlar. Kimlerin peki? Milletvekilimiz Çağlar Demirel, milletvekilimiz Gülser Yıldırım’ın. Erzurum benim hakkımda birleştirme olmadığı için cezamı bozdu. Tuncer Bakırhan Siirt Belediye Başkanımız. Aldıkları cezaların hepsi bozuldu, “birleştirme yapmadınız” dedi Yargıtay. Şimdi esas hakkında karar vermeden önce tüm bunlara hem bakıyor olmanız hem değerlendiriyor olmanız gerekir. Sizin dosyanız açısından da bozma nedeniydi. Fakat tüm ısrarlarımıza rağmen yapmadınız. Çünkü yüksek yerlerden fısıldanan şey her neydi ise belli ki “Demirtaş’ın o dosyasına kimse karışmasın o bizim dosyamızdır. Hükümetin siyasi operasyon dosyasıdır.”denildi.

 

Matematik, mühendislik hesabıyla Demirtaş tahliye edilmesin ve siyası yasağı 2023’ü aşsın denilmiş

 

Peki beni ilk tutuklatan savcı niye burada Elazığ ve İstanbul’u birleştirmedi biliyor musunuz?  “Bunlar çok uyduruk bundan bir şey çıkmaz, bunları birleştirmeyelim onlar orada kendi halinde yürüsün gitsin” diye birleştirmedikleri dosyalardı. O dosyada “propaganda” demek için kör, sağır, vicdansız, ahlaksız olmak lazım, o mahkeme de öyle yaptı. Barış konuşmamıza ben ve Sırrı Süreyya Bey’e en ağır cezayı ve fiili tahliyemi engelleyecek süreci öngörerek ceza verdi. İlginçtir 4 yıl 8 ay neye tekabül ediyor biliyor musunuz siyasi yasak açısından; 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerini de kurtarıyor. Hayır benim niyetim yok 2023 için, fakat öyle hesap yapılmış, öyle ince bir mühendislik hesabı yapılmış. Ola ki Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesi buna uymak zorunda kalırsa, bu dosyada tahliye kararı verirse Demirtaş tahliye olmasın ve siyasi yasağı da 2023’ü aşsın denilmiş. Matematik, mühendislik hesabı bu.

 

İstinaf kararı bir siyasi operasyondu, “Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz”in pratikteki sonucuydu

 

Ve İstanbul İstinaf Mahkemesi, bütün dünyanın gözü önünde aleni bir şekilde hiç sıkılmadan, bir HDP’linin dosyası önüne gelince belli ki siyasetteki atmosfer, yaratılan algı oradaki hakimlere ne yapması konusunda açık bir direktif gibi gelmiş. Kendilerinin yıllardır önünde bekleyen yasaları bir tarafa itip usule, yasaya, her şeye aykırı olan bu dosyayı gerekçesiz bir şekilde onayladılar. Ben 4 yıl 8 ay, Sırrı Bey de 3 yıl 6 ay Kandıra Cezaevi’nde kalacak. Buna da mahkemeniz sebep oldu. Bu bir siyasi operasyondu, açık bir siyasi operasyondu bu “Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz”in pratikteki sonucuydu.

 

AİHM’in hakkımdaki kararı açıkladığı gün Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Saray’daydı

 

Fakat avukatlarım dediler ki bazı yurtdışından gelen gözlemciler duruşmayı izlemek istiyor, bu cesur hakimleri bizzat görmek istiyoruz demişler. Dünyadaki hiçbir mahkeme bu kadar aleni bir siyasi operasyona sessiz kalmaz. Ama siz kaldınız. BAM kararının onaylanmasını beklediniz, zaman kazandınız ve hükümlü konumuna düşürüldükten, siyasi beklenti karşılandıktan sonra da şimdi beni huzura alıp “hadi nerede kalmıştık deyip hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edelim” diyorsunuz.

 

Yine dikkat çekici bir husus, AİHM’in hakkımdaki kararı açıkladığı gün Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Saray’da AKP Genel Başkanı ile fotoğraf veriyor ve bunu yayınlıyordu. Tesadüfün böylesi. Ben öyle bütün ömrümü siyasette geçirdim demiyorum ama siyasette tesadüf diye bir şey yoktur. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nın da oraya çağrılması tesadüfi değildir.

 

Mutlaka adaleti uygulayacak bir mahkeme bulunur, çünkü AKP iktidarda kalmayacak

 

Bunların hepsi yargılamanın ileriki aşamalarında emin olun dosyalara girecek ama sizin mahkemenizin dosyalarına değil. Sizin dosyanızda savcı isterse bugün esas hakkında mütalaasını versin hiç umurumda değil esas hakkında verilerimizi ortaya koyacağız. Ama bugüne kadar delil sunuyorduk size, gerçekten de değerlendirin istiyorduk. Sahte işler yapılmış kumpaslar kurulmuş, tutukluluk halini ciddi değerlendirin diyorduk. Bunları şimdi gösteriyorum ama dosyanıza vermiyorum, gerek de duymuyorum. Mutlaka adaleti uygulayacak bir mahkeme bulunur. İstinaf mı olur, AYM mi olur, AİHM mi olur, Yargıtay mı olur bilemem ama hukuku uygulayacak bir mahkeme bir heyet mutlaka denk gelecektir. Bugün gelmez ama yarın gelir. Çünkü AKP iktidarda kalmayacak, bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı Erdoğan’a mı kalacak. İktidar sonludur, sonsuz olan sadece yaradandır. Geri kalan herkes gider. Krala yaslanan düşer, çünkü krallar er ya da geç düşer.

 

Bir siyasi partinin ya da cemaatin politikalarını uygulayan hakimlere kimse sahip çıkmaz

 

Daha önce Sıkıyönetim Mahkemeleri, İstiklal Mahkemeleri, DGM’’ler verdikleri kararlardan dolayı asla devlet tarafından suçlanmadılar, yargılanmadılar çünkü devlet politikasıydı. Devletin üstün bekası çıkarları bunu gerektiriyordu, asla yargı karşısına çıkarılmadılar. Siz efendim ‘Niye şapka takmadı diye bu adamları astınız’ diye İstiklal Mahkemesi hakimlerine kimse soru sormadı çünkü devletin politikasını uygulayan hakimlerdi. Ama bir siyasi partinin ya da bir cemaatin politikalarını uygulayan hakimlere kimse sahip çıkmaz. İktidar değiştiğinde benim kara kaşım kara gözüm için değil yanlış anlamayın, günü gelir der ki benim yargım ne hale gelmiş. Bir siyasi parti ile bir kişiyi iktidarda tutmak için siyasi kumpaslara nasıl alet olmuş der, bir tane savcı da çıkar bunları soruşturmaya dönüştürür. Demirtaş’ı sevdikleri için falan değil. Bu devleti tanıyorum bu devlet öyle bir devlettir. Geçen celse avukatlarımdan Kemal bey itham anlamına gelecek bazı şeyler söyledi, siz de dediniz ki ‘biz herhangi bir yere, kişiye falan bağlıysak onlardan beter olalım’ dediniz. Allah göstermesin diyeyim. Hepiniz umarım meslekte kalırsınız, hepimiz umarım uzun yaşarız, o günleri birlikte görürüz. Tüm siyasi kumpaslar ortaya çıkar sözlerimin doğruluğu o gün de anlaşılmış olur.

 

Yargı toplumun kendisine verdiği gücü iktidar lehine kullanınca ortaya başka bir şey çıkar

 

Artık 21. yüzyıldayız bu tür kumpaslar öyle uzun uzadıya sürdürülemiyor. Yargı üzerinden iktidar gücünü otoriter rejime dönüştürmek isteyen liderler, kişiler çok kısa bir süre iktidarda kalıyor. Çünkü zannediliyor ki yapılan işler tarih boyunca saklı kalıyor. Dünya genelinde böyledir. Sağ yükseliyor, faşizm yükseliyor, çoğu da arkasına yargıyı alıyor. Böyledir, çünkü ellerinde başka güç yok, 1920’lerin, 30’ların, 40’ların faşizmini diktatörlüğünü kimse bugünün Türkiyesi’ne uygulayamaz, Amerika’da da uygulayamaz veya Filipinler’de de uygulayamaz. Veya Fransa da uygulayamaz, Brezilya’da uygulayamaz. Ama ne yaparlar, yargı eliyle yaparlar. Çünkü yargı önemli bir güçtür. Dünyada insan hakları mücadelesi, hukuk mücadelesi, demokrasi mücadelesi yargıyı güçlendirdi. Yargıyı güçlendiren faşizm değildir, yargıya güç veren destek veren diktatörlerin mücadelesi değildir, halkın mücadelesi, hukukçuların mücadelesidir. Yargı o yüzden güçlüdür, yani toplum yargıya bu yetkiyi verdiği için yargı güçlüdür. Ama yargı toplumun kendisine verdiği bu gücü iktidar lehine kullanınca ortaya başka bir şey çıkıyor. Bakın niye önemlidir dosyadan çekilmeniz veya reddi hakim talebimizin kabulü? Sadece benim açımdan değil. Siz de eminim okumuşsunuzdur, çünkü çok yankılanmıştı dışarıda. Kemal Gözler Anayasa hukukçusu, yılların hocası belki sizlerin, bizlerin de hocalığını yapmıştır. Derslerini okuduk kitaplarını okuduk, ne benim partilimdir, ne siyasi olarak bir benzeşiriz, yakınlaşırız ne de hayatımızda birbirimizi gördük.

 

Anayasa hukukçusu somut dava örneği veremiyor kendi yazısında, diyor ki korkuyorum

 

Şöyle yazıyor Kemal Gözler, okumam gerekiyor çok önemli çünkü davadan çekilmenizin veya reddi hakiminin kabulünün neden önemli olduğunu anlatmaya çalışacağım. “Aslında burada demokrasinin nasıl gerilediği, hukuktan nasıl uzaklaşıldığını ve temel hak ve hürriyetlerin nasıl zedelendiğini örnekler vererek, ayrıntılı bir şekilde göstermek gerekir. Ben burada örneklere girmek istemiyorum. Zira somut örnekler vererek bu gözlemleri dile getirmek artık cesaret ister. İçinde bulunduğumuz akademik özgürlük düzeyi buna müsait değil.

 

Örnek veremiyor, kendi yazısında diyor ki somut dava örneği veremiyorum, korkuyorum çünkü. Kimden korkuyor, sizden. Devam ediyor.

 

Burada sadece genel gözlemlerde bulunmakla yetiniyorum, hukuk burnunun üzerine kocaman bir yumruk yedi. Temel hak ve hürriyetleri korumak amacıyla tasarlanan anayasal ve hukuki mekanizmalar temel hak ve hürriyetlere müdahale etme aracı haline dönüştü. Hakimler temel hak ve hürriyetleri koruyan değil; tersine temel hak ve hürriyetlere müdahale eden görevliler haline geldi. İktidarı sınırlamakla görevli organlardan birincisi olan AYM, iktidarı sınırlandıran bir unsur değil tersine onu tahakküm eden bir unsur haline dönüştü. Salt hukuki yaklaşım bugün devletin temel organlarının nasıl işlediğini açıklamakta yetersiz kalıyor.

 

Artık anayasa veya kanunlardaki kurallara bakmak karşılaşılan hukuki sorunun nasıl çözümleneceği konusunda bir fikir vermiyor. Örneğin AYM’lerin önündeki bir iptal davasının sonucunu tahmin etmek için anayasanın ne dediğine bakmanın bir anlamı yok. Zira artık Anayasa Mahkemesi kararları Anayasaya değil bir takım hukuk dışı faktörlere bağlı. Belirli bir davada Anayasa Mahkemesi’nin ne yönde karar vereceğini Anayasa hukuk profesörleri değil gazeteciler daha iyi tahmin ediyor. Aynı şey idare ve ceza hukuku için de geçerli iktidarın önem verdiği bir idari işlemin idari yargı tarafından iptal edilme ihtimali neredeyse sıfır. Bugün siyasi niteliği olan bir olayda en kıdemli ceza hukuku profesörleri dahil gözaltına alınan bir kişinin tutuklanıp tutuklanmayacağını, sanığın mahkum olup olmayacağını bize önceden söyleyemez. Ceza hukuku profesörlerinin bilgileri artık bu konuda bir işe yaramıyor. Bir akademisyenin neden gözaltına alındığı bir milletvekilinin yeniden seçilmesine rağmen neden yasama dokunulmazlığından yararlanamadığı ve tutukluluğunun neden devam ettirildiği hukukla izah edilemiyor. Bunları izah etmek için hukuk dışı unsurları gözönüne almak gerekiyor. Olan biteni açıklamak bakımından hukuk bilimi çaresizlik içinde olaya uygulanacak normun ne olduğunu, bu normun olaya nasıl uygulanacağı konusunda hukuk profesörlerinin derin bilgilerinin normu uygulayacak hakimin hangi hukuk dışı faktörler altında çalıştığı bilgisi karşısında pek bir değeri bulunmuyor.

 

Yorum teorisi konusunda yıllarca çalıştım bu konuda pek çok makale yazdım artık üzülerek görüyorum ki hiçbir yorum teorisi hakimler üzerinde hakimlerin siyasal çevrelerinden aldıkları sinyallerin yarattığı etkinin yarısı kadar bile bir etki yaratmıyor. Genç meslektaşlarıma yorum teorisi üzerinde çalışıp, bu işe yaramaz bilgilerle yıllarını heba etmek yerine hakimlerin kişisel geçmişleri ve çalışırken hangi etkilere maruz kaldıkları gibi unsurları incelemelerini tavsiye ediyorum. Keza belirli bir hakimin önünde davası olan kişilere, davanın nasıl sonuçlanacağı konusunda hukukçulara değil gazetecilere veya bu etkiler konusunda bilgi sahibi olan diğer kişilere danışmalarını salık veririm. Artık hukuk bilimiyle uğraşmak havanda su dövmek veya meleklerin cinsiyetini tartışmak misali işe yaramaz bir faaliyet haline geldi. Muhtemelen bu nedenle günümüzde Anayasa ve idare hukukçuları derin bir ümitsizlik içindeler, uzmanlık alanlarının aslında bir işe yaramadığını görüyorlar ve ömürlerini boş bir işe adadıklarından dolayı da pişmanlar. Neticede bu nedenle üniversitelerimizin Anayasa ve İdare Hukuku Anabilim Dalları bütün motivasyonlarını yitirmiş mesleklerine yabancılaşmış, mutsuz insanlar topluluğu haline dönüşmüştür. Muhtemelen bu nedenle meslektaşlarımız çalışma isteği ve enerjisi bulamıyorlar.

 

 

Bir diğer nokta da Prof  Dr Adem Sözüer hocanın özellikle tünel örneğine dair şu anekdotu var. Sözüer son Ceza Kanununun da mimarlarındandır ve AKP ile de yakın çalıştı. Siyasi bir kişiliktir demiyorum; hükümete, parlamentoya bu konuda yardım etti. Böyle bir ceza hukukçusu ve diyor ki: “Kolluk, savcılık, mahkeme Yargıtay da bir zincirde oluşturulmuş adli sistem dışında bu zincire belli kişilerin suçlu bulunması ve mahkum edilmesi talimatı veriliyor. Bu zinciri oluşturan her halkada bulunan hakim ve savcılar adil bir yargılama değil daha baştan suçlu olarak damgaladıkları kişiyi mahkum etmek için hareket ediyor. Bu nedenle bu tür önceden kararı verilmiş yargılamalara “tünel bakışlı dava” diyoruz. Tünelin başından sonuna kadarki her aşamada yani soruşturma, kovuşturma ve temyiz evrelerinde tünelin sonundaki kişi hep suçlu görülmektedir; mutlaka mahkum edilecektir.

 

Böylece 6 Aralık 2018 tarihli Kemal Gözler hocanın yazısı ve Adem Sözüer hocanın da anekdotunu sizinle paylaşmış oldum.

 

Yine neden mahkemeniz çekilmeli ve sadece benim açımdan değil Türkiye’de yargının geldiği facia durumun, yürütmeye karşı yargı gücünün halktan yana zayıftan yana iktidar zorbalığına karşı yargı onurunu koruma adına neden çekilmeniz gerektiğine dair bir tespit daha okumak istiyorum. Kendisi hakimdir, Demokrat Yargı Derneğinin de eşbaşkanıdır Orhan Gazi Ertekin. Benim davamla ilgili yazmış, yine kendisiyle tanışmayız, herhalde siyasetçi kimliğimle beni bilir.

 

Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılmasından tutukluluğuna ve oradan da cumhurbaşkanlığına adaylığı nedeniyle tahliye taleplerine kadar uzanan tartışmaların suç ve ceza hukukuna ilişkin bir bağlamdan çıkıp seçme ve seçilme ve parlamento sorununa geri döneceğini tahmin etmek hiç güç değildi. Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesi üye hakiminin muhalefet şerhi en nihayetinde sorunu ait olduğu yere, Türkiye’deki siyaset hukukuna ilişkin anayasal temellerine iade etmiş oldu.

 

1961 Anayasasındaki hakkın özü sınırlamasının 1982 Anayasasındaki karşılığı olan demokratik toplum düzeninin gerekleri esas olarak Anayasal sınırlamalara dair tartışma çerçevesini ortaya koyar. Muhalefet şerhi bir ceza hukuku tartışması olarak sunulmak istenen meseleyi tam da olması gerektiği gibi seçme-seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı bağlamına taşıyarak şu ana kadarki tüm ceza yargılaması sürecinin artık doğru biçimde tartışılmasının önünü açmış bulunmaktadır.

 

Bu haliyle muhalefet şerhinden birden çok hukuki sonuç çıkarmak gerekecektir. Birincisi Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılıp tutuklanması aynı rutin ve klişe gerekçelerle tahliye taleplerinin bir buçuk yıldan fazla zamandır reddedilmesinin parlamento hukukuna aykırı olduğu tespit edilmiştir. İkincisi ise ceza hukukunun siyasi güç amacıyla kullanıldığı bir tür “Feme Cinayetleri” politikasının sonuçlarını yaşadığımız gerçeğidir. Önce Demirtaş yargılamasının neden ceza hukukuyla değil parlamento hukukuyla alakalı olduğunu görelim, sonra da Feme Cinayetleri meselesine değinelim.

 

Türkiye’de bir siyaset hukuku geleneğinin olmadığını, başka deyişle parlamentonun politik, hukuki, etik inşası ve güç ilişkileri meselesinin doğrudan polis ve yargı operasyonlarının konusu olduğunu tarihten ve güncel tecrübelerimizden çok iyi biliyoruz. Sadece ceza hukukunun değil her türdeki özel hukuk araçlarının da siyasi tasfiyenin aracı yapıldığı gerçeği bir Türkiye yargı tarihi bilgisidir. Partilerin feshedilmesi, kapatılması ve giderek meclisin tasfiyesi genellikle ceza hukukuna dayanan gerekçelerle açıklana gelmiştir. Demokrat Parti’nin, siyasi partileri Cemiyetler Hukukunu harekete geçirerek Asliye Hukuk Mahkemelerince kapatmaya kalkması kolay hatırlanan tarihi olaylardan biridir. Fakat daha yakın zamanlarda MHP kongresinin Yargıtay Başsavcılığı ve Anayasa Mahkemesi denetiminden çıkartılıp Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kolaylıkla müdahale edilebilir bir konuya dönüştürülmesi de Türkiye’deki siyaset hukukunun ciddi bir yol almadığının işaretidir.

 

Daha trajik olanları DEP milletvekillerinin gözaltına alınması ve yargılanarak cezalandırılmaları sürecinden biliyoruz. DEP milletvekilleri parlamentoda vekillik yaptıkları için yargılanmışlar ve 10 yıl hapis yatmışlardı. Türkiye’nin parlamento hukukunun ceza hukukunun tehdidi altında olduğunu gösteren en önemli örneklerden biri 20 yıl önce tecrübe edilmiş ve Türkiye yargısının utanç listesine eklemişken, bu kez de Demirtaş ve diğer bazı milletvekillerinin vekillik sıfatlarının düşürülmesi kararı alınarak ceza yargılamasının devreye sokulması ne kadar zayıf ve dayanıksız bir yargısal hafıza ile yol alındığını da gösteriyor. Tabii ders almanın Türkiye yargısının bir özelliği olmadığını da gösteriyor. Oysa iki şey açık ve nettir:

 

Birincisi eğer milletvekilince işlenmiş bir suç var ise yargılanma usulü Anayasa’da açık ve net bir biçimde ortaya konulmuştur. Yargılanmanın dönem sonuna ertelenmesi suç ve cezayı zaten ortadan kaldırmıyor. Hele faal milletvekillerinin tutukluluk tehdidi altında bırakılması kabul edilir bulunmuyordu. Ve ikinci olarak yasama dokunulmazlığı mutlaktı ve dahası parlamentodaki temsil oranları ve güç ilişkileri ceza hukukunun konusu olamayacağı sadece Türkiye anayasal hukuku bakımından değil evrensel olarak da kabul gören bir ilkeyi oluşturuyordu. Buna karşılık tam da Demirtaş’ın yargı sürecinde gözlediğimiz üzere böyle bir durumda apar topar ceza hukukun işletilmesine gidilmesi sorunun gerçekte parlamento hukukuyla alakalı olduğu gerçeğini kapatamıyordu.

 

Ağır Ceza Mahkemesi üye hakiminin muhalefet şerhi (yani sizin mahkemenizin üyesinin muhalefet şerhi) işte bu tartışmayı kendi gerçek yerine taşımış oldu ki Türkiye’nin en önemli sorunu gerçek bir parlamento hukuku inşa edememiş olması ve ceza hukukun buna araç edilmiş olmasıdır.

 

Demirtaş yargılamaları ve tutukluluğunun devamına ilişkin karar ve tartışmaların ikinci tarihsel bağlamı “Heme Cinayetleri” meselesine ilişkindir. Ki ceza hukukunun siyasi muhalifleri etkisiz kılmak için kullanılmasıyla alakalıdır. Malumdur ki Heme Cinayetleri Almanya’da ortaçağda kilise güçlerinin muhalifleri ortadan kaldırmakta kullandığı intikamcı yargılama türüne verilen bir addır. Ve halen Almanya’da siyasi muhaliflere yönelik ceza yargılaması tehditleri Feme Cinayetleri olarak adlandırılmaya devam etmektedir.

Ülkemize gelince, Türkiye yargısı tarihsel geçmişi bakımından kendisini yurttaşlık temelinde kurmadığı gibi siyasi muhalifleri kriminalleştirmek yönündeki arsız iştahı da çok tanıdıktır. Buna karşılık 15 Temmuz sonrası bu geleneğin yapısal bir hale geldiği ve yargının kendi yasasını yapan ve uygulayan özgür bir merciye dönüşmeye başladığını görmek zor değil. Bizzat muhalefet şerhi Ankara 19.Ceza Mahkemesinin kararlarının siyasal temelini ve yargısal yetkisini tartışmaya açmış, siyasetin ceza hukukuyla ilişkisinin meşru temellerine işaret ederek bu yeni eğilime karşı Türkiye yargısında hala kurumsal ve yasal sınırlarda ısrar eden bir hakim potansiyelinin var olduğu müjdesini vermiş bulunmaktadır. Sonuç olarak artık şunu ilan edebilecek durumdayız: Türkiye yargısı artık yasal sınırlarına çekilmek zorundadır.

 

Bugüne kadar hiçbir dönemde yargının hukukun garantisi olmadığına ilişkin tarihsel miras bugünün hukuksuzluklarını temize çekecek ve normalleştirecek bir gerekçe olarak görülemez. Türkiye’de artık gerçek bir parlamento hukukuna gerçek bir ceza hukukuna ihtiyaç vardır. Aynı gelenekte ısrar etmek yargının bütün tarihsel kötülüklerinin ve günahlarının bugünün yargıç ve savcılarının üzerine kalmasından başka bir sonuç doğurmayacaktır. O halde artık yargının Türkiye siyasetinde güç, çatışma ve direnişe dair süreçlerini doğru ve adalete uygun biçimde seçmesi şarttır.” demiş. Bunun söyleyen bir hakim ve Demokrat Yargı Derneğinin de eşbaşkanı.

 

 

Öyle bir hale getirdiniz ki, biz hukukçuları yetiştiren hocaları bu mesleği seçmiş olduklarına pişman ettiniz

 

Yargıdaki durum bu, üniversitelerdeki durum bu, akademideki durum bu. Yani öyle bir hale getirdiniz ki, biz hukukçuları yetiştiren hocaları bu mesleği seçmiş olduklarına pişman ettiniz. Üniversitede artık utanıyoruz diyorlar, hukuk adına utanıyoruz diyorlar. Öğrencilere ne anlatacağız? Ne ceza hukuku, ne Anayasa Hukuku, ne usul hukuku? Bir ceza hukuku profesörü bir dosyaya baktığında artık sonucunu kestiremiyor. Oysa öngörülebilirlik, kanunilik, hukukun üstünlüğü, bunlar konusunda Türkiye çok mesafe kat etmişti. İyi bir noktaya geldik demiyorum ama özellikle Türkiye hukuk akademisi konusunda, Orta Doğu ülkeleri ve Afrika ülkeleri düşünüldüğünde çok iyi bir noktadaydı. Bizim akademimiz öyle hukuk tartışmaları konusunda geri bir noktayı temsil etmiyordu; yargı pratiği geri bir noktayı temsil ediyordu. Hakeza savunma, Türkiye’de çok iyi bir noktadadır. Barolar, tek tek avukatlar, avukat örgütleri, kurumlar… Yine Anayasa Mahkemesi’nin 15 Temmuz öncesi verdiği son derece önemli kararlar: kişi özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne, gösteri hakkına dair son derece önemli kararlar. Yani ciddi bir hukuk adına umudun geliştiği bir dönemde son 2 yıldır bu filiz kökünden kesildi. Artık kaç yıl sürer akademinin, yargının toparlanması bilmiyorum.

 

Karar zaten verilmiş; babam Tahir Demirtaş’ı geitirip cübbe giydirseniz bana aynı cezayı verecek

 

Fakat benim davamda bakın siz çekilseniz, reddi hakim talebini kabul etseniz, yerinize yeni yargıçlar atansa, ben ve avukatlarım şundan adımız gibi eminiz: karar neyse aynısı çıkacak. Benim babam Tahir Demirtaş’ı getirip buraya oturtsanız, cübbe giydirseniz aynı cezayı verecek. Çünkü yargı siyasete kulağını gözünü dikmiş durumda. Yani siz beni cezalandıracaksınız o yüzden gidip şansımı başka yerde deneyeyim demiyorum. Bu değil amacım aman ha öyle anlaşılmasın. Karar verilmiş, 6-8 Ekim’den en üst verilecek ceza. Örgüt eyleminden ne kadar tutturabilirseniz, sınırları ne kadar aşabilirseniz Demirtaş o kadar içerde kalacak. Ama tabii göreceğiz kim içeride kim dışarıda, onu tarih ve zaman gösterecek. Siyaset uzun soluklu bir iştir, ben siyasetçiyim, hücremde siyaset yapmaya devam ediyorum. Partimin desteği de yanımda olarak.

 

Davamdan çekilmeniz can çekişen yargı dünyasına adeta bir suni teneffüs olur

 

Fakat vereceğiniz karar şu açıdan önemli, tutanağa şunu geçip, daha önce şerh yazdığınız gibi “Bu koşullarda Türkiye Cumhuriyeti yargısı baskı altındayken, kamuoyunda oluşturulan algılar, siyasetçilerin yaptığı açıklamalar, bizim objektif olarak bu dosyada bağımsız ve tarafsız bir yargıyı sürdürmemizi imkânsız hale getirmiştir. Hem mahkememizin saygınlığı hem hukukun onurunu hem adaletin şahsiyetini hem de sanığın hukuki güvenliğini korumak açısından Selahattin Demirtaş yargılamasından çekiliyoruz” demeniz lazım. Bu, şu anda can çekişen akademi dünyasına, yargı dünyasına adeta bir suni teneffüs olur, kalp masajı olur. Neyi göze almış olursunuz bilemiyorum, önemli yargılamalar yapan bir heyetsiniz daha önce de söyledim. Günü gelecek Yargıtay üyesi olacaksınız, Allah uzun ömür verirse, zamanınız yetse mutlaka olacaksınız. Fakat Yargıtay üyeliğinden İstinaf üyeliğinden çok daha önemli bir şey var, bu mesleği seçmiş olmanızın çok daha derin bir anlamı olmalı.

 

19 Ağır Ceza Mahkemesi olarak yazdığınız şerhin arkasında durun

 

Bizler aşağı yukarı en azından mahkeme başkanıyla aynı dönem öğrencileriyiz, diğer arkadaşların da benzer dönem. Fakat hukuk fakültelerinde bize öğretilen şey bu değil. Buna teslim olmamanız lazım. İsterseniz bana ceza verin çekilin, öyle kendimi kurtarmak için davayı uzatmak için istemiyorum bunu. Bu dava vesilesiyle can çekişen yargıya umut olun. 19 Ağır Ceza olarak yazdığınız şerhin arkasında durun, o şerh doğruydu. Çekilin bu dosyadan, beni yargılamayın bırakın başka heyet yargılasın. Zaten beni yargılayamazsınız da… Bu saatten sonra hiçbir şey olmamış gibi “Selahattin Demirtaş şunu yaptın mı şunu konuştun mu? CMK’ye göre…” diyemezsiniz. Bitti, böyle bir şansınız yok. Sizden bağımsız bitti. Siz de ona çok katkı sundunuz fakat siyaset arenasında bu dosya bitti. Yeni bir mahkeme yeni bir heyetle ben ve avukatlarım savunmalarımızı yapmaya devam edeceğiz, kaldığımız yerden isterseniz yarın. “Savunma davayı uzatıyor” gibi bir gerekçeye asla sığınmayın. Şık olmaz, doğru olmaz, hükümlüyüm içerdeyim zaten. Kabul edin, öncelikli talebim budur.

 

Bugün vereceğiniz çekilme kararı, siyaset alanındaki tıkanmaların da önünü açabilir

 

Şunu da belirterek toparlayayım: Türkiye’de yeni bir sistem, rejim inşa ediliyor. Bütün ülkelerin yargısı kendi rejimlerini korur. AYM’lerin işi budur: rejimi korumak. Fakat AYM’lerin dünya genelindeki kuruluş ve gidişatı demokratik rejimi korumak üzerinedir. Rejimi korur derken, gerici, zorba rejimleri korur anlamında değildir. Doğrudur her ülkenin yargısı kendi ulusal politikalarına, ulusun güvenliğine, ülkenin güvenliğine dikkat etmek zorundadır ama koruduğu rejimin niteliği çok önemlidir. Bakın bugün vereceğiniz çekilme kararı, hukuk alanında olduğu gibi siyaset alanında olan tıkanmaların da önünü açabilir. Türkiye bir şiddet sarmalındadır. Ben ve arkadaşlarım içeride ve dışarıda Türkiye’yi bu sarmaldan kurtarmak için uğraşıyoruz, biz hiçbir zaman ne şiddetten ne silahtan ne terörden yana olmadık, olmayız. Partim de öyle, benim içerideki duruşum da budur. Fakat bu yargılama vesilesiyle vereceğiniz kararlar, doğru kararlar Türkiye’nin bu Orta Doğu cenderesinde emperyal müdahalelerinin, içeriden bilmem kırk tane ülkenin istihbarat operasyonlarının çevrildiği bir dönemde yeni bir tartışmanın önünü açabilir. Siyasette acaba, demokrasi etrafında bütün ülke bir araya gelebilir mi? Bunu yargıçlar yapabilir mi? Yapar. Pakistan’da yaptılar, başka ülkelerde yaptılar. Verdikleri kararlarla ülkelerine hizmet ettiler. Sanıklara değil, ama ülkesinin demokrasisine, barışına hizmet etmek yargıcın görevidir. Ben Selahattin Demirtaş olarak gerçekten de halkımın barış ve demokrasisine hizmet etmek için bu bedeli ödüyorum. Sizden bedel ödemenizi de istemiyorum ama Demirtaş dosyasının hakimleri çok önemlidir, sıradan bir yargılama değildir. Vereceğiniz doğru bir karar birçok kötü gidişatın önünü kesebilir, düzeltebilir.

Fathali M. Moghaddam, İranlı bir akademisyen kendisi, tespitlerini çok önemsiyorum. Vereceğiniz kararın nasıl bir gidişatı durduracağını anlatabilmesi açısından, geri çekilmeniz ve reddi hakimin gerekçeleri kapsamında bunları sunmaya devam ediyorum. Diyor ki “Diktatörlükle yönetilen halklar, diktatörlüğü değiştirmenin tek yolunun gücü elinde tutan rejime karşı toplu eylem olduğunu bilirler. Ama halkı ne düşündüğünü açıkça söyleyerek topluca eyleme geçmekten alıkoyansa yüzlerine doğrultulmuş olan namlulardır. (Geçen yüzyılın başı için böyleydi ama şimdi yargıdır.) Yüzüne doğru bir silah doğrultulduğunda çok az sayıda insan “kahrolsun diktatörlük diye bağırmaya cüret edebilir. Bu korkular yersiz değildir. Çünkü diktatörce yönetenler ele geçirdikleri güçle politik muhaliflerinin tümünü hapse atabileceklerini, işkenceden geçirebileceklerini hatta öldürebileceklerini defalarca kanıtlamışlardır.”

 

Evet, geçen yüzyılın başından ortalarından itibaren dünyadaki birçok baskıcı diktatöryal rejimi inceleyerek bunları söylüyor bilim insanı Moghaddam. Demokrasi var diyebilmek için 4 tane test yapmak lazım diyor. Bunu söyleyen başka bilim insanları da insan hakları savunucuları da oldu. Bunu söyleyen yargı kararları da oldu. Fakat ben önemsedim bunu. 1.si gidin diyor o ülkenin şehrinin meydanında örneğin Kızılay’da, örneğin Taksim’de düşüncelerinizi korkmadan bağırarak açıkça söyleyebiliyor musunuz? 1. test bu. Eğer yapabiliyorsanız korku yoksa geçtiniz bu testi demektir. Bu ülkede demokrasi var demektir. Az önce size bir Anayasa profesörünün yazısını okudum; bırakın bir meydanda özgürce düşünceyi açıklamayı, makalede örnek vermeye korkuyorum diyor. 2. test, özgür ve adil seçim yapılabiliyor mu bir ülkede? Tartışmaya bile gerek yok az önce de söyledim. Ben ve 12 milletvekili arkadaşım içerdeyken seçim yaptı bu ülke. Bütün devlet imkanlarıyla AKP kendi lehine çalıştı. Dolayısıyla bu testi de Türkiye geçemeyecek. Azınlıkların korunması. Buradan kast ettiği etnik, dinsel azınlıklar değil sadece, muhalif kesim. Yani demokrasi muhalifi korur, sayıca az olanı korur. Güçlü olan zaten çoktur ve iktidardadır, demokrasinin işi onu korumak değildir. Azınlık korunuyor mu bu ülkede. Testin 3. Aşamasıdır ve Türkiye bunu da geçemiyor.

 

Türkiye’de bağımsız bir yargı yok değil, yargı yok

 

Sonuncusu da bağımsız yargıdır. Bir ülkede bağımsız yargı var mıdır diyor. Bakın testin 4.sü. Bunu da tartışmaya gerek yok. Türkiye’de bağımsız bir yargı yok değil, yargı yok. Keşke bağımlı bir yargı olsaydı. “Şimdi bu 4 testi de geçemeyen ülke diktatörlük rejimine doğru gidiyor demektir ya da diktatörce yönetiliyor demektir.” Diktatörlük bir hakaret falan değildir, yönetim biçimidir. Beğenmiyoruz, biz beğenmiyoruz, kabul etmiyoruz Selahattin Demirtaş olarak, HDP olarak. Mahkemeniz yaptığı yargılama vesilesiyle bu sistemin adım adım kurumsallaşmasına destek oluyor. Bu yüzden sizin vereceğiniz çekilme kararı önemlidir.

 

Diyor ki Moghaddam “Kriz durumlarında diktatör için bir olağanüstü koşullardan sıçrama fırsatı çıkar.” Örneğin 1933’te Berlin Parlamentosu’nun ateşe verilmesi. Halen şaibeli, şüpheli bir olaydır. Fakat Hitler bunu kullanarak, bu kriz durumunu kullanarak bir sıçrama gerçekleştirip bir başkanlık kararnamesi yayınladı ve ülke hızla diktatörlüğe gitti. Yine, 1980 yılında, İran’da ABD elçiliğinin işgali ve Saddam gibi bir dış düşmanın çıkması Humeyni’ye bir sıçrama imkanı verdi ve Humeyni İran’da bir diktatörlük rejimi inşa etti. Benzer bir durum 15 Temmuz sonrası ülkemizde yaşandı ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı Allah’ın lütfu diyerek bunu bir sıçramaya dönüştürmeye çalıştı. Oradan bir ders çıkarıp demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, birlikte yaşam ve barış yerine bunu bir sıçramaya dönüştürüp güç devşirip tekrardan rejimi inşa etmeye çalıştı.

 

Moghaddam diyor ki, “Diktatörlerin asıl yanılgısı nedir biliyor musunuz? Aslında halkın kendisini sevdiğine ve sonsuza kadar liderleri olarak kalmasını istediklerine inanırlar ya da inanmak isterler. Ama gerçek asla böyle değildir.” Durum tam da budur. Halk gerçek duygularını söyleyemiyor, gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler, öğrenciler, gençler, kadınlar hiç kimse konuşamıyor. Ve herkes onu sevsin istiyor veya öyle görünsün istiyor en azından. Yanılgıları budur ama gerçek öyle değildir hiçbir zaman.

 

Biz toplumu demokrasiye doğru itmeye çalışıyoruz, bu AKP karşıtlığı değildir

 

Diyor ki -bu da önemli bir tespittir- toplumu sürekli demokrasiye doğru itmezseniz, yani birileri, siz ben avukatlar, sivil toplum, toplumda birileri toplumu demokrasiye doğru itmezse kaçınılmaz olarak diktatörlüğe dönüşür. 12 bin yıllık yerleşik toplum tarihi bunu defalarca ispatlamıştır. Yani toplumun bir arada olması, eğer demokrasi konusunda bir mücadele içermiyorsa kaçınılmaz olarak diktatörlüğe dönüşüyor. Bu kabilede de böyledir, aşirette de böyledir, bu imparatorlukta böyledir, ulus devlette de böyledir. Hatta ailede de böyledir. Dolayısıyla, sizin vereceğiniz karar toplumu demokrasi konusunda itmektir aynı zamanda. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Suçluluğumdan, suçsuzluğumdan bağımsız. Bir şeyler yapmalıyız, yani toplumu demokrasiye doğru itmeye çalışmalıyız. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Toplumu demokrasiye doğru itmeye çalışıyoruz. Bu AKP karşıtlığı değildir. Bu Erdoğan karşıtlığı değildir. Yanlış yoldadırlar. Ülkeyi yanlış yere götürüyorlar. Demokrasi ile sınırlamamız, çerçevelememiz gerekir. Cumhurbaşkanı mı olur, parti başkanı mı olur, halk karar verir ama yetkileri kullanma biçimi konusunda sınırı demokrasi belirler, hukukun üstünlüğü belirler. Bugün vereceğiniz karar işte aynı zamanda buna hizmet etmelidir.

Faşizmin toplumsal işlevi bir kriz halinde kapitalizmin devamını sağlamaktır

 

Diktatörlükler her zaman faşist değillerdir. Yani faşizm ve diktatörlük aynı şey değildir. Bazı diktatörlük yönetimleri vardır ki faşizm şeklinde bir yönetim inşa etmezler. Sadece baskıcı bir yönetim inşa ederler ve faşizmi bir siyasal ideoloji ve yönetim ideolojisi olarak hayata geçirmezler. İşte Latin Amerika’da, Afrika’da, Arap ülkelerinin bazılarında benzer diktatörlükler var. Faşizm yoktur ama diktatörlük var. Türkiye’de bu tehlike de var şu anda. Neden var? Burada Alman akademisyen Rainer Kühl’ün önemli tespitlerini tutanağa geçirmek istiyorum ki, vereceğiniz karar faşizmi engellemelidir. Alman akademisyen Kühl, 50 yıl önce 1969’da söylüyor: “Bir faşist tahakküm sisteminin 5 temel niteliği vardır.” Faşizm yönetim biçimi biliyorsunuz, 1920’lerden, 30lardan itibaren bayağı da destek gördü, İtalya, İspanya, Almanya başta olmak üzere. Hatta neredeyse Türkiye Cumhuriyeti de faşizme geçiş yapıyordu. İncelemiş faşist yönetimleri Kühl ve şu 5 şeyin aynı anda gerçekleşmesi halinde orada yönetimin faşizan boyutundan söz edilebileceğini söylüyor: “Birincisi faşizmin toplumsal işlevi bir kriz halinde kapitalist sistemin devamını sağlamaktır.” Bu çok önemli çünkü özellikle sanayi devriminden sonra kapitalizmin gelişmeye başladığı son 300 yılı ve kapitalizmin en vahşi dönemi yaşadığı son 50 yıllık dönemde kapitalizm faşizm aracılığıyla krizlerini aşmaya başlamıştır. Ülkemizde de şu anda kapitalizm can çekişiyor ve derin bir kriz halinde. Ancak faşizan yöntemler kapitalizmin krizini çözebiliyor. Kapitalizm bunu ister, bu halkın yararına değildir. Ezilenin emekçinin çalışanın senin benim yararına değildir. Uluslararası sermayenin yararınadır. Ama kapitalistlerin uluslararası sermayedarların o ülkede faşizm mi var, demokrasi mi yok, umurunda değil. Benim param dönüyor mu, ben para kazanıyor muyum, buna bakar. O yüzden faşizmin toplumsal işlevi bir kriz halinde kapitalizmin devamını sağlamaktır. Biz söz hatırlatarak örnek vereyim anlaşılmış olsun. Dedi ki AKP’nin Genel Başkanı iş adamlarına konuşurken “OHAL’i grevlere karşı ilan ettik”. Bunu sermayedarlara kapitalistlere işverenlerle toplantısında söyledi. “Grev yaptırmıyoruz, koruyoruz sizin sermayenizi” dedi. Tam da budur. Bunun mesajını verdi, “merak etmeyin rejimimiz sermayenin arkasındadır” dedi.

 

Rainer Kühl ikinci tespit olarak şunu diyor; “Hukuk dışı tahakküm yöntemlerinin kullanılması ve muhalif güçlerin tasfiye edilmesi esastır. Bunu birçok rejim ve sistem dener, yapar. Hatta birincisi ile birlikte ikincisi de varsa faşizme doğru gidiş konusunda artık iş gayet netleşmiştir.”Türkiye’de var mı hukuk dışı tahakküm yöntemleri muhalif güçlerin tasfiyesi? Evet.

 

Üç; “Büyük nüfus gruplarını içermeye çalışan kitlesel bir bütünleşme manipülasyon aracı gibi işleyen bir kitle hareketinden oluşur.” Yani faşizm temelde kapitalist elit grupların çıkarına çalışırken aynı zamanda bir kitle hareketi olmak zorundadır. Geniş kitlelere oynamak zorunda ve bunların manipülasyonu üzerinden kendini var etmek zorundadır. Bugünün kitlesi AKP ve Genel Başkanı tarafından tek dil tek millet tek bayrak tek şef denilerek yaratılmaya çalışılıyor. Tam da dayanmak istediği ve destek aradığı toplumsal taban bu. MHP ile ittifakın zorunluluğunun temel referansı da bu. Faşizm toplumsal taban olmadan hayatta kalamaz. Bu Almanya’da da böyle olmuş, İtalya’da da , İspanya’da da. Franco ve Mussolini rejimlerinde de böyle olmuş.

Faşizm iç dış düşman algısını gün gün tekrar etmezse kitle desteğini kaybeder

 

Dördüncüsü “Kitleler hem iç hem de dış düşmanların varlığının zorunlu kıldığı kayıtsız şartsız dayanışmaya tabidirler”. Yani diyor ki kitleler sürekli dış düşman tehdidinden korkmalılar. Hitler propaganda bakanı Goebbels vasıtasıyla bu tür propagandaları içeride ve dışarıda düşman hasebiyle çok üretirdi. İşi buydu. Bizde de bunu yapan danışmanları var, bunu yapan sözcüleri var. Her gün İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, kendisi sürekli bir dış düşman tehdidinden bahseder. Yani sabah uyanan yurttaş bugün ülkemiz bölünüp parçalanmamışsa Allah’a şükür diye korkuyla uyanıyor. Zannedersin herkes AKP’ye düşman, herkes saldırmış, içeride de biz düşman, dış düşmanlarla el ele vermişiz ülkeyi bölmeye parçalamaya çalışıyoruz. Algı bu. Buna ihtiyacı var faşizmin ve bunu her gün beslemeye ihtiyacı var. Gün gün bunu tekrar etmezse kitle desteğini kaybedebilir. Türkiye’de var mı, var. Faşizmin 4. şartı da Türkiye’de var.

Beşinci ve son şartı; “Sistem komşu halklara yönelik emperyalist bir yayılma ve tabi kılma politikasının siyasi ve askeri önkoşullarını üretir.” Hitler, Mussolini, Franco bunu yaptı. Bunlar ülkelerinin sınırlarını genişletmek adına halkına taahhütlerde bulundu ve bu bizim hakkımızdır dediler. Polonya’dan Macaristan’dan Avusturya’ya Rusya’ya kılıçlarının uzanabildiği her yere dönük katliamlar yaparak işgal etmeye ve ilhak etmeye çalıştı. Büyük trajedileri, 2. Dünya savaşının sonuçlarını bu malum faşizan anlayış gerçekleştirdi.

 

Türkiye’de diktatörlüğün bahsettiğim bütün bilimsel koşulları adım adım hayata geçiyor

 

Şimdi ülkemizde aynı şekilde Afrin, Musul, Kerkük tartışmalarına bakıyorsunuz. Kendine gazeteci diyen bir grup da dahil olmak üzere “Türkiye’nin sınırlarını genişletelim, oralar Türkiye’nindir, oraları alalım” gazını veriyorlar. Aynı anlayış. Davutoğlu bunu Neo Osmanlı politikası olarak ifade etmişti, kalın bir kitap yazmıştı sağ olsun, kitap kalındı sadece, fikirler kalın değildi. Türkiye’yi bu bataklığa sürükleyen teorisyen olarak şimdi nerede bilmiyoruz ama Türkiye hala bataklığın içinde. Ve körüklüyorlar, bunu yaptırmaya çalışıyorlar Türkiye’ye. Uluslararası bir işgal operasyonu.

Dolayısıyla bu 5 şart şu anda Türkiye’deki kamuoyunda, hükümette, rejimde adım adım güçleniyor. Diktatörlüğün bahsettiğim bütün bilimsel koşulları adım adım hayata geçiyor. Yetmiyor, faşist bir diktatörlük olabileceğine dair güçlü veriler ve hepimizin kaygılanması gereken güçlü işaretler ortaya çıkıyor. Şöyle toparlayıp bitireyim.

 

Tahliye talep etmiyorum, iyi bir şerh yazın ve çekilin bu dosyadan  

….

 

Bir gün bir komutan askere saldırı altında ne yaparsın diye soruyor. O da saldırı arkadan gelse şöyle sıkarım komutanım, soldan gelirse böyle sıkarım  böyle vururum komutanım diyor. Komutan soruyor “Peki şuradan gelse düşman?” Asker dayanamıyor soruyor “Komutanım memleketin tek askeri ben miyim de bütün düşmanlar bana geliyor?” Biziz memleketin tek demokrasi gücü. Siz buna katkı sunar mısınız sunmaz mısınız bilemem. Ama istiyorum ki Demirtaş yargılaması duruşması vesilesiyle iyi bir karar verin bugün. Tahliye istemiyorum bakın tahliye talep etmiyorum, avukatlarım da etmeyecektir. Çekilin bu dosyadan iyi bir şerh yazın ve çekilin. Daha önce iyi bir şerh yazdınız. Tekrar edin şerhinizi ve çekilin. “Biz bu yargılamayı yapamayız” deyin yapamazsınız çünkü gerçekten yapamazsınız. Bu şans yitirildi. Yani dönüp bana birazdan nerde kalmıştık diyemezsiniz. Bunca yaşanmışlıktan sonra bu heyet yeni bir şey yapmadan, bir karar alıp en azından dosyanın yargının ve mahkemenin üstündeki ağır siyaset gölgesine ve saldırısına karşı bir duruş sergilemeden bir adım dahi atamaz. Yapmayın.

 

O yüzden belirttiğim bütün bu gerekçelerle birlikte ki AİHM kararına bir iki yerde değinecektim ancak arada atladım ama tekrarlamaya gerek yok avukatlarım üzerinde duracaklar daha çok ama önemsediğim bir noktaya değineyim.

 

AİHM kararına ilişkin “Demirtaş’ı haksız tutuklamamışız demek ki çok ciddi suçlamalar varmış hakkında” diye siyasi demeç veriyor ya İçişleri bakanı bunu söylüyor, sizde buna dayandınız.

 

AİHM bakın 98’inci paragrafta “Başvuranın suç işlediğine dair hakkında şüphe duyulmasına imkan veren somut delil unsurlarının varlığı ile ilgili olarak mahkeme sözleşmenin 5. Maddesinin 1.fıkrası bağlamında vardığı sonuçlar ışığında başvuran hakkındaki şüphelerin onun ilk aşamada tutuklanmasını açıklayabileceğini kabul etmektedir. Bunun yanında daha önce yukarıda 184. Paragrafta belirtilen tutukluluğun yasaya uygunluğunun bir koşulu olmakla birlikte tutukluluğu haklı göstermek için yeterli olmadığını hatırlatmaktadır. Bu nedenle mahkeme somut olayda başvuranın tutuklanmasını haklı göstermek için ilgili ve yeterli başkaca gerekçeler olup olmadığını araştıracaktır” demiş ve arkasından araştırmaya başlamış ve 5-1 ihlali verip 18.madde’de de ağır bir siyasi yargılama yapıyorsunuz diye uyarmış. Yani bu 5-1 5-1 dayanıyorsunuz ya bu 5-1 ihlalini niye vermediler biliyor musunuz? Diyor ki, Ulus devlete ve ulusal yargı mercileri tutuklamayı yaparken bir kanun maddesine atıf yapıyor mu yani tutuklamayla ilgili olduğu bir kanunu var mı; iki bu tutuklama yapılırken belli ciddi somut delillere atıf yapılıyor mu? Kanun dediğin budur. Ama AİHM bunu yeterli görmüyor tutuklamanın haklılığı açısından. 5-3 teki koşulları da aynı anda gerçekleştirmeli diyor. Diyor ki “siz Demirtaş’ı CMK 100’e göre tutuklamışsınız ve bir atıf yapmışsınız, kanunuza baktım evet böyle bir kanun var ve dolayısıyla kanunilik var bir de birtakım deliller göstermişsiniz”. (Delillerde az önce saydığım uyduruk deliller, neyse.) “Evet siz kanunilik ilkesine uymuşsunuz ama Demirtaş’ı tutuklamanız haklı değil diyor o yüzden 5-3’ten ihlal verdim” diyor. İyi ki tutuklamışsınız demiyor. Doğru tutuklamışsınız demiyor. AİHM bunu demiyor. Adalet Bakanlığı AİHM’de zafer kazanmış gibi 5-1 ihlali almadık bak ilk operasyonu 4 Kasım’da yaptığımızda demek ki doğruymuş diye zil takıp oynayacak.

 

Ya 18 gibi AİHM tarihinin en ağır ihlalini aldınız, tarihe geçtiniz heyet olarak da siz de tabii ki asıl ihlali siz yaptınız, ama onlarda siyasetçiler olarak yargıya açık müdahale yaptıklarının aleni bir şekilde elinde bir mahkeme kararıyla birlikte tescillenmiş olarak bunu artık göğüslerine zafer nişanı diye taksınlar.

 

Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Rusya… Bunlardan Ukrayna yeni dönemde Avrupa Birliği üyesi oldu ki geri kalanlar sadece konsey üyesidir Avrupa Birliği aday üyesi bile değildir. Avrupa Birliği aday ve Avrupa Birliği aday üyesi olan 18. maddeden ihlal alan tek ülke Türkiye’dir ve ilk defa Türkiye’de bu dosyadan karar çıktı. Avukatlarımla çalışıyoruz 14. maddeden de ihlal vermemiş AİHM bugüne kadar. Ayrımcılık, siyasi kimliğinden düşüncesinden dolayı bariz ayrımcılık. Bunu yapıyorsunuz. 14. maddeden de ihlal çıkacak. AYM etkisiz bir iç hukuk yoludur benim açımdan en azından Demirtaş dosyaları açısından. Bu kararda inşallah çıkacak. Uğraşacağız. Hukuk mücadelesi değil mi? Herhalde hepimiz aynı gün ölmeyiz. Ben ölsem arkadaşlarım devam edecek,  bu savunma ordusu sürdürecek. Partim siyasi mücadeleyi, bizler hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz.

 

Çekilmiyorsanız yargılamayı durdurmanızı ve reddi hakim talebimi değerlendirmenizi talep ediyorum

 

Siz de bugün hiç değilse hani bu hukuk mücadelesine bir destek verin ve dosyadan çekilin ilk talebim aleni ve net belirttiğim gerekçelerle Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre hakim bağımsız ve tarafsız yürütemeyeceğini anladığında bu dosyadan çekilebilir bu mahkemeye ve yargılamaya güç katar, hukuka güç katar. Bunu açıkça şerh olarak yazarak davadan çekilmenizi birinci talep edıyorum. Eğer heyetiniz cekilmeyi kabul etmiyorsa bu gerekçelere dayanarak bu aşamada yargılamayı durdurmanızı ve reddi hakim talebimi değerlendirmenizi talep ediyorum. İki üye hakkında reddi hakim talebinde bulunuyorum. İlk tahliyeme olumlu görüş bildirip şerh yazdığı için ve bu duruşmada da bulunduğu için AİHM kararına da itirazda imzası olmadığı için bir üyeniz hakkında reddi hakim talebim yok. Yani o şerhi yazan imza atan hakime yönelik reddi hakim talebim yok. Diğer iki üyenin bu aşamada reddi hakim talebim çerçevesinde olumlu bakılarak, en azından dosyanın başka bir heyete ve muhakemeye tenzih için gönderilmesini talep ediyorum. Avukatlarım bu konuda söz alacaklar mahkemeniz artık nasıl yürütmek istiyorsa.

12 Aralık 2018

Demirtaş’ın Sincan’da görülen duruşmanın 2.gününde yaptığı savunma:

Herkese günaydın,

Savunmama başlamadan önce bu sabah Ankara’da feci bir kaza haberiyle uyandık. 7 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarına başsağlığı diliyorum. 46 kişinin yaralı olduğu söyleniyor, acil şifalar diliyorum.

Reddi hakim talebimizi reddeden kararınıza bakıyorum da hiç anlatamamışız!

Ara kararınızın çıktısı dün tam duruşma bittikten sonra bize elden tebliğ edildi. Cezaevinde biraz inceleme şansım oldu. Doğrusu inceleme değil de şöyle bir bakmak gerekiyor. Zaten bir paragraf yazmışsınız. Dün 100 sayfa konuştuk, siz yine her zamanki gibi bir paragrafla gerekçe yazmadan talebimizi reddetmişsiniz.

Yanılmıyorsam hem benim hem de avukatlarımın sözlü olarak beyan edip tutanağa itirazı geçirme hakkı vardı. Bunu kullanmak istiyorum. Çünkü dün burada yaptığımız konuşmalar, savunmalarla anlatmaya çalıştığımız mevzuyu ya gerçekten biz anlatamadık ki ben böyle yorumluyorum. Sizin anlama kabiliyetinizden hiç şüphem yok, sonuçta Ankara 19. Ağır Ceza’nın deneyimli yargıçlarısınız. Biz anlatamadık!

Verdiğiniz ara karardaki ifadeye bakıyorum da “ama bu kadar mı anlatamamışız” diye düşünüyorum. Aynen şöyle ret gerekçeniz: “Taraf istemlerinin ret veya kabulüne ilişkin kararlar ile sanığın tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların tek başına mahkeme üyelerinin tarafsızlığını şüpheye düşürecek bir sebep olarak gösterilemeyeceği…” Savunmalarıma ve itirazlarıma dair asıl ret gerekçeniz bu. Diğeri yanılmıyorsam bu konuda başkaca bir veri gösterilmedi, mahkeme başkanı ve üye hakimin davranışları nedeniyle ki benim bu konuda iddiam yoktu. Herhalde burada avukatlara cevap vermişsiniz.

Dünkü hem kendi savunmamı hem avukatların savunmasını şöyle bir düşünüp gözden geçirdim. Ne benden ne avukatlarımdan tek bir cümle bile “tahliye kararı vermediğiniz için sizi reddediyoruz” şeklinde isnad ya da ima olmadı. Ağzımızdan böyle bir cümle çıkmamıştır: “Tahliye kararı vermediniz diye sizi reddediyoruz”. Bu kadar basit değil yaklaşımımız.

AİHM kararı bir basın açıklaması değil, hakkınızda verilmiş bir hükümdür

Siz de bu şekilde gerçekten de sanki hiçbir şey olmamış gibi davranamazsınız. Ortada sizinle ilgili verilmiş bir mahkumiyet kararı var. AİHM kararı bir basın açıklaması değildir. Avrupa Parlamentosu’nun, Avrupa Konseyinin yayımladığı bir basın bildirisi değildir. Kusura bakmayın, hakkınızda verilmiş bir hüküm var. Demiş ki, “Siz Selahattin Demirtaş’ı siyasi saiklerle tutuklu bıraktınız ve yargılıyorsunuz”. Ret gerekçeniz budur. Burada buna dair bir ima bile göremiyorum. Olur mu?

Beyefendi AİHM kararı için “Bizi bağlamaz” dedi sanki kendisi tahliye kararı verecek

Biz bu kadar basit konuşmadık, siz bunu olmamış gibi, yokmuş gibi davranamazsınız. “AİHM kararları bizi bağlamaz” diyen gibi düşünemezsiniz, bu karar sizi bağlar. O beyefendiyi bağlamayabilir, kendisi bilir. Zaten AİHM, hükümet kararı uygulasın diye karar vermiyor ki. Yargı ile ilgili, yargının görev alanına, karar alanına giren bir mevzuda hüküm tahsis ederken “yargı uygulasın” diyor. İşin tazminat hukuku idare veya yürütmeyi bağlar; ama yargısal faaliyete dair verilmiş bir karar örneğin ifade özgürlüğü ihlali, yeniden yargılama, yargılamanın iadesi, benim davamda olduğu gibi derhal salıverilme kararı, bunlar hükümete verilmiş talimatlar değildir. Ama çıktı dedi ki “Bizi bağlamaz”. Sanki kendisi benimle ilgili tahliye kararı verecek.

Biz dün dedik ki siz beni siyasi nedenlerle 2 yıldan fazladır cezaevinde tutuyorsunuz. AİHM’in şurada elimde görmüş olduğunuz kararı da onu dedi. Tam 2 yıl Adalet Bakanlığı ile boğaz boğaza bir hukuk mücadelesi ile kazandığımız bir karardır, basit bir kağıt parçası değildir, 18. madde öyle sıradan bir ihlal değil çünkü. Ha kesinleşmeden bizi bağlamaz diyorsanız, kesinleştiğinde “Evet seni siyasi olarak yargıladığımızı kabul ederiz” diyorsanız onu da gerekçenize yazın madem. Deyin ki kesinleşmediği için reddi hakim gerekçesi oluşmamıştır. Ama bana diyorsunuz ki “tutuklama taleplerini reddettik diye bizi reddedemezsiniz.”

AİHM kararı, hükümetin Strazburg’ta yaptığı paraya dayalı lobiye rağmen alınmış bir karardır

Ben sizden tahliye mi istedim? AİHM kararına dayanarak tahliye talep etmiş olsam diyeceğim “Evet beni tahliye etmediğiniz için sizi reddediyorum”. Öyle bir şey yok. Bu karar Adalet Bakanlığı’nın bütün manipülasyonuna, hükümetin Strazburg’ta yaptığı paraya dayalı lobiye rağmen alınmış bir karardır. Benim Strazburg’ta dayım yok, anam-babam yok, param da yok. Hukuk mücadelesi yürüttük biz. Kolay da değil. İnançla, kararlılıkla avukat arkadaşlarımın desteğiyle bu hukuk mücadelesi yürüdü ve mahkum oldunuz.

AİHM kararı bizi bağlamaz diyorsanız ara kararınızda yazın

Benden önce mahkum oldunuz. Bu karar öyle boru değil. Bu karar; “Selahattin Demirtaş’ı ve seçmenlerini, onu seçen iradeyi de cezalandıracak şekilde, demokratik çoğulculuğu yok edecek şekilde davrandınız” diyor. Bizi bağlamaz diyorsanız ara kararınızda bunu yazın, deyin ki “bizi de bağlamaz.” Hangi kanunları tanıyorsanız onu yazın biz o kanunlara göre hareket edelim. Anayasa 83’ü tanımıyorsunuz, 90’ı tanımıyorsunuz, 138’i tanımıyorsunuz. AİHS’i tanımıyorsunuz. Hangisini tanıyorsanız bilelim ona göre savunma yapalım, şunları tanımıyoruz deyin ona göre devam edelim. Ama bir mahkeme bu şekilde davranamaz. Tam da bu nedenle sizi reddediyoruz.

Dün verdiğiniz ara karar bile başlı başına bir ihlal nedenidir

Biz savunma yapıyoruz, çarpıtıyorsunuz, yokmuş gibi davranıyorsunuz. Mahkum durumdasınız. Hüküm kuruldu hakkınızda, siyasi saiklerle yargılama yaptığınız ortaya çıktı. Bunu nasıl yok sayacaksınız? Bunu şimdiye kadar subjektif olarak, biz kişisel görüş olarak belirtiyorduk, fakat kanaatimizdi. Ama şimdi mahkeme kararı var. Tanımıyorsanız bu mahkeme kararını, kararınızı açıkça yansıtın. “AİHM kararı bizi bağlamaz, AİHS bizi bağlamaz. Bu nedenle ne kararınızı alıyoruz ne de böyle bir şey varmış gibi davranıyoruz” deyin. Bu bir hukuk mücadelesi, biz de sürdüreceğiz, devam edecek.

Şu dün verdiğiniz ara karar bile başlı başına bir ihlal nedenidir. Gün gelecek göreceğiz. Şu dünkü ara kararınıza AİHM veya AYM -inşallah AYM olur- atıf yapacak ve diyecek ki “AİHM kararı sonrası başvurucunun çıktığı ilk duruşmada ortaya koyduğu itirazlara mahkeme gerekçesiz ret vererek AİHM kararını bir kez daha görmezden gelip yok sayarak adil yargılanma hakkı ihlali yapmış, tarafsızlığını yitirmiştir”. Bu kadar deneyimsiz yargıçlar değilsiniz. Nasıl böyle bir gerekçe yazdınız? AİHS 18 nerede?

Türkiye tarihindeki en ağır ihlali almış mahkeme heyetinin bize verdiği cevaba bakın

Ben ve avukatlarım 2 temel gerekçeye dayandık dünden beri. Bir, AİHS sizi mahkum etti dedi ki, “siz artık tarafsız değilsiniz, siyasi yargılama yaptınız”. Bu bizim açımızdan kesinleşti, bir hüküm kuruldu. İkinci gerekçemiz AİHM’in kararından sonraki tutumunuzdur. Tahliye etmediniz, Adalet Bakanlığı ile yazışma yaptınız, karar kesinleşmemiştir diyerek AKP’nin raporunda belirtilen şeyleri yazdınız.

Dün tam 22 tane gerekçeyi başlık başlık saydım. Ve siz bunlar yokmuş gibi davranıyorsunuz. “Hadi kaldığımız yerden devam edelim. Tutukluluk halinin devamına karar verdik diye bizi reddediyorsun” diyorsunuz. Biz bundan dolayı sizi reddetmedik, çarpıtıyorsunuz. Görevinizi kötüye kullanıyorsunuz, yetkinizi kötüye kullanıyorsunuz. Bunu yapamazsınız. Bizim aklımızla alay edemezsiniz. Ben bunu kabul etmem. Mahkeme heyetinize heyet olarak hep saygı duydum ama bu bana hakarettir. Dün avukatlarım 5 saat savunma yaptı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde alınmış en ağır ihlali almış heyetin bize verdiği cevaba bakar mısınız? Bu bizim aklımızla alay etmektir. Onurumuzla oynatmayız. Böyle bir şey yapamazsınız, hayır.

Size verilmiş yargıçlık görevini iktidar lehine güç oluşturmak için kullanıyorsunuz

Hakkınızda mahkumiyet kararı var. Bu yokmuş gibi hadi işimize devam edelim, buraya da hiçbir şey yazmayalım, olduğu gibi Demirtaş savunmasını yapsın diyen bir heyet olmaz. Hiç değilse taraf mısınız, değil misiniz buna siz karar vermeseydiniz! Onu 20. Ağır Ceza’ya gönderseydiniz -oradan bir şey çıkacağından değil- hiç değilse bunu yapsaydınız. Ben buradayım Sincan’dayım, 1 günde karar verseydi, geri gelseydi. “Hayır biz taraflı değiliz” kararını bile siz verdiniz. Bunun bile bir üst mahkemeye gönderilmesini reddettiniz. Bu kadar rahat davrandınız. Ben bu rahatlığı kabul etmiyorum. Usule aykırı davrandınız demiyorum, suç işlediniz! Aleni bir şekilde yetkinizi görevinizi kötüye kullanıyorsunuz. Yargı yetkinizi kötüye kullanıyorsunuz. Size verilmiş yargıçlık görevini beni benim nezdimde seçmenlerimi, siyasi kimliğimi tasfiye etmek, iktidar lehine güç oluşturmak için kullanıyorsunuz.

Ara kararlarınızda bunu aleni, açık bir şekilde belirtiyorsunuz. Yok sayıyorsunuz çünkü itirazlarımızı. Çok sayıda ara kararınız var buna benzer. Demişim ki, ses kaydını getirin, karşılaştırma yapalım. Ara karar tahsis ediyorsunuz duruşma bittikten sonra, diyorsunuz ki; “Dosyada çıktıların çözümü olduğu için ses kaydının yeniden çözümünün yapılmasına gerek olmadığına…” 4 duruşmadır sizden ses kaydı istiyoruz, ilk duruşmadan beri istiyoruz. Siz her duruşmada dosyada çözüm olduğu için yeniden inceleme yapılmasına gerek yoktur diyorsunuz. Ses benim değil diyorum, ses! Çözüm tutanağına değil, sese itirazım var, getirmiyorsunuz. Aklımızla alay ediyorsunuz.

AİHM kararı bizi bağlamaz deyin, bu yargılama bitene kadar ne AİHS’ten ne AİHM’den söz edelim

Selahattin Demirtaş ve avukatlarının da burada bu siyasi kumpasın parçası haline gelmiş yargılamanın sessiz sedasız parçası olmasını bekliyorsunuz. Kabul etmiyorum. Ciddiye almanızı bekliyorum, böyle olmaz. Şu AİHM kararını yok sayacaksanız bana şimdi avukatlarımın da talebiyle birlikte bir ara karar ihdas edin, “AİHM kararı bizi bağlamaz” deyin. Biz de bu yargılama bitene kadar ne AİHS’ten ne AİHM’den söz edelim. Ama bunu yazın. Öyle yokmuş gibi davranarak bir cümleyle -ki bunu ne ben ne avukatlarım dile getirdi- “tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların tek başına mahkeme üyelerinin tarafsızlığını şüpheye düşürecek bir sebep olarak gösterilemiyeceği..” bunu yapamazsınız. Biz dün sadece bunu anlatmışız. Nerede AİHS 18 ihlali?

Bu duruşma salonunda aylardır siyaset yapanın siz olduğu bu kararla netleşti

Biz dün sadece AİHS 18’i anlattık. Çünkü AİHM kararında diyor ki “Gizli bir amaç güttüğünüz anlaşılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli 2 seçiminde yer alan başvurucuyu tutuklayarak, tutukluluk gerekçesini sürdürerek siyasete müdahale ettiğiniz anlaşılmıştır”. Mahkemenin kanaati budur. Benim avukatlarımın ortaya koyduğu deliller, Adalet Bakanlığı’nın ortaya koyduğu deliller, bunlar bir yargıç heyeti tarafından tartışılmış. Bunlar siyasetçi değil. Arnavutluk’tan Ukrayna’ya, Avusturya’dan Macaristan’a Türk yargıca kadar bir heyet tartışmış bunu. Üstelik haksız yere tutuklu bulunduğuma dair Türk yargıç Işıl Karakaş da imza koymuş. Bir tek 18’e şerh koymuş, onun da ayrı kaygıları vardır. Ama haksız yere tutukladığınıza dair Türk yargıç Işıl Karakaş’ın da imzası var kararın altında. Bu kadar net bir karar karşısında dünden beri savunma yapıyoruz. Hiç değilse reddi hakim talebimizin ciddiye alınması gerekir. Benden daha fazla siyasetçi olduğunuz bu kararla ortaya çıktı. Bu duruşma salonunda aylardır siyaset yapanın siz olduğu bu kararla netleşti. En hukukçu bizmişiz. Burada ben yokmuşum gibi davranmanızı kabul etmeyeceğim. Tek şartım var ara karar alacaksınız, AİHS ve AİHM bizi bağlamaz diyeceksiniz. Sonra biz de o konuyu kapatacağız. Esasla birlikte tekrar itirazlarımızı AİHM’e yaparız. Ama siz bu kararı yok saydığınız müddetçe biz bu karardan başka bir şey konuşmayı kabul etmiyoruz. Önce bu karara dair tavrınızı görmek istiyoruz.

AİHM kararı sizi bağlamayacaksa Adalet Bakanlığı niye bir buçuk yıldır bu dosyada savunma yapıyor?

Sanıyor musunuz ki bu kararı almak kolaydır. Alınmasın diye, çıkmasın diye yapılmadık entrika kalmadı. Şimdi kararı aldık, huzurunuza gelmişiz, orada oturan beyefendiler kararı yok sayıyor. Böyle bir şey yokmuş gibi davranıyor. Gelmişiz mahkemeye 3 tane Ağır Ceza hakimi, onlar da yok sayıyor. Kim tanıyacak bu kararı, nerede tanıtacağız. Eğer iç hukuka göre sizi bağlamıyorsa kimi bağlayacak? Adalet Bakanlığı niye bir buçuk yıldır bu dosyada savunma yapıyor bağlamayacaksa, niye biz savunma yapıyoruz? Kabul etmiyoruz bunu. O nedenle hiç değilse 20. Ağır Ceza Mahkemesine gönderin, orada itirazlarımız incelensin. Belki 3 tane başka hakim “Burada ciddi itirazlar var arkadaşlar, bunun en azından gözden geçirilmesi lazım. Heyet siyasi yargılama yapmış, siyasi tutuklama yapmış, AİHM’in bu konuda kararı var. Sanık da buna itiraz ediyor.” diyecek.

Bakın AİHM kararıyla sizin siyasi yargılama yaptığınız kesinleşmiş. Ama size yetmemiş sonrasındaki tutumunuzla devam etmişiniz aynı şeye. AİHM demiş ki sizler gerekçesiz bir şekilde tutuklamayı sürdürüyorsunuz, siz bu karardan sonra verdiğiniz ilk kararda aynı şeyi yapmışsınız. Yine bizimle alay eder gibi aynı gerekçesizliklere dayanarak tutukluluk halinin devamına karar vermişsiniz.

Elimde mahkeme kararı var, burada size kişisel görüş belirtmiyorum

30.11.2018 tarihli tutukluluk halinin devamı kararı, AİHM kararından sonra verdiğiniz karar. Bakın ne demişsiniz: “…Son olarak Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamanın kısa süre koşuluna uygun olmadığı müracatı yönünden de ihlal bulunmadığına karar verildiği…” Sizi niye ilgilendiriyorsa AYM’nin yargılama süresi kısa mıydı uzun muydu, ihlal miydi değil miydi. Ama reddedildiği için buraya almak istemişsiniz. 3 paragraf retleri yazmışsınız. Sonra demişsiniz ki, “Buna karşılık mahkemece sözleşmenin 5-3 ve 18. maddeleriyle sözleşmenin ek 1 nolu protokolünün 3. maddesinde belirtilen serbest seçim hakkı ile tutukluluk hakkını haklı gösterecek yeterli gerekçe gösterilmemesi nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.” Hiç de böyle değildi. 18. madde, sözleşmedeki kısıtlama hakkının kötüye kullanıldığını belirten maddedir. Niye yazmamışsınız bunu burada açıkça, niye dememişsiniz “AİHM bizim siyasi yargılama, siyasi tutuklama yaptığımıza hükmetmiş”. Sanki burada önemli olan AİHM’in itirazlarımızı kabul etmediği kısımlar, onu yazmışsınız, yine 18’i görmezden gelmişsiniz. Bu kadar basit değil. Hiç kusura bakmayın. Benim elimde mahkeme kararı var. Burada size kişisel görüş belirtmiyorum.

Kanun dışı davrandığınız o ara kararı geri almanızı bekliyorum

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı hepinizi bağlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yargıçlarını, savcılarını bağlar. Avrupa Parlamentosu’nun açıklamaları sizi bağlamaz, Avrupa Konseyi’nin açıklamaları sizi bağlamaz. Onlar siyasi görüştür, siyasetçilerin işidir. Ancak AİHM kararları buz gibi sizi bağlar. Sanık olarak da en başta da benim hakkımdır. Bu karar için hukuk mücadelesi yürüttük. Yok sayılmasını kabul etmiyoruz ve sizden dün aldığınız ve bir kez daha aleni bir şekilde kanun dışı davrandığınız ara kararınızı geri almanızı bekliyorum.

Erdoğan’a boyun eğseydim Saray’ın bakanlarından biri olurdum, boyun eğmediğim için buradayım

Yaptığınız 18 ihlali dün madde madde anlattım. Gizli tanık ‘Mercek’ten başladım, yasadışı dinlemeye, sahte Karayılan tweetine halen dahi tutuklama gerekçesi yaptığınıza, işte Ali Oruç’tan Faik Yağızay’a, 15 ay sonra hakim karşısına çıkarılmama, referandumdan 24 Haziran seçimlerine, Anayasa 83/1’i tanımamanıza, savcılığın bütün delillerini çözümünü yapmanıza rağmen benim delillerimin çözümünü “al traş liste oku” diyerek vermenize hepsine değindim. AKP’nin açıklamalarına, Cumhurbaşkanının danışmanlarının, bakanların açıklamalarına hepsine uzun uzun değindim ve dedim ki; bunlardan dolayı siz siyasi ve politik bir yargılama yapıyorsunuz. İstanbul 26. Ağır Ceza ile paslaşarak, bana verdirdiğiniz cezaya, burada zaman kazanmak için tahliye talebimi reddederek İstanbul İstisnaf’a zaman kazandırıp, bu arada cezamı onaylamasını sağlamanıza değindim. Bütün bu işlerin koordinasyonunu AKP’nin yaptığına dair aleni gözlerimizin önünde yürüyen siyasi kepazeliğe kadar hepsine değindim. İçeride yatan benim ve temsil ettiğim halkımın iradesinin onurunu korumakla mükellefim. Bunu kabul etmem.

Mahkeme sürecini bitirin; 142 üst sınırdır, 141 yıl verirseniz hatırım kalır

Ben Recep Tayyip Erdoğan’a boyun eğseydim Saray’da olurdum, bakanlarından biri olurdum. Tayyip Erdoğan’a boyun eğmediğim için buradayım. Bu hukuksuzluğa asla boyun eğmem. Siz de bana boyun eğdiremezsiniz. Verdiğiniz yasadışı ara kararlarla, verdiğiniz kanun dışı ara kararlarla, bu yargılamayı Tayyip Erdoğan’ın arzu ettiği, AKP’nin arzu ettiği şekilde sürdüremezsiniz. Mahkeme sürecini bitirin diyorum, bitirmeyin demiyorum. 142 üst sınır, 141 verirseniz hatırım kalır. Hiç şakam yok, Allah’tan başka da kimseden korkum yok ama onurumu burada ezdirmem size. Ben 6 milyon oy almış bir Cumhurbaşkanı adayı ve bir partinin temsilcisiyim. Bize bu şekilde yaklaşılacaksa biz mahkemeyi el üstünde tutarız. Ama böyle bir saygısızlığı kabul etmeyiz. AKP mi yargılıyor bizi, yargı ve yargıçlar mı? Bunların hepsi AKP yaklaşımıdır.

AKP’nin DNA’sını, bizlere yönelik operasyon planlarının nasıl devam ettiğini biliyorum

AİHM’in kararını yok saymak AKP’nin 15 gündür medyasında tetikçileri aracılığıyla oluşturmak istediği bir algı çabasıdır. Algı operasyonudur. Demirtaş’ın AİHM kararını hiçleştirin, 18 maddenin ihlalini 5/3 planını geri plana çekin ve görünmez kılın; asıl AİHM’in reddettiği talepleri öne çıkarın, köşe yazıları yazın, buna ilişkin televizyon programları yapın… Ruhlarını biliyorum ben bunların. 12 yıldır bunlara karşı ben mücadele ediyorum. DNA’larını biliyorum. Saray’da şu anda kimler toplantıda, Adalet Bakanlığı’nda, İçişleri Bakanlığı’nda kimler bunları planlıyor hangi ruh haliyle. 5 yıl ben bunlarla Çözüm Süreci yürüttüm, 5 yıl. Bütün bakanlarla, istihbaratçısından tut, bilmem komutanlarına kadar mesai yaptım. Ülkede barış olsun diye. DNA kodlarını biliyorum, nasıl çalıştıklarını biliyorum. Şu anda bizlere yönelik operasyon planlarının nasıl devam ettiğini biliyorum. Bu operasyonun bir parçası olamazsanız, bunu kabul etmem ben. Size fısıldanan neyse, kamuoyundan yaratılan algı neyse siz de buna göre davranamazsınız. Nasıl 5 saat yapılmış savunmaya karşı bir satırlık cümleyle yanıt verirsiniz. Böyle bir şeyi kabul etmiyorum. Düzelteceksiniz o kararı. Talebim bu. Kararı geri almanız lazım, gerekçeli yazmanız lazım. Gerekçesiz kararı nasıl yazıyorsunuz?

Dışarıdakilerin tartıştığı, reddettiği gizli tanık müessesesini halen tutuklama gerekçem sayıyorsunuz

Bana şunun gerekçesini yazmanız lazım: “Gizli tanık Mercek’i biz delil olarak göstermedik tutuklamaya” demeniz lazım. Ama tutuklamanın devamı kararlarında bir cümleyle diyorsunuz ki ‘mevcut delil durumu.’ Hangi delil durumu? Niye bunları saymıyorsunuz? Hangi dijital deliller? Hangi bilirkişi çözümleri, hangi olay tutanakları? Hangi tanık beyanları? Halen tanık beyanları diyorsunuz. İki tane tanık beyanı var. Biri gizli tanık, diğeri de beyanlarını dinlemekten vazgeçtiğiniz, beyanlarını ciddiye almadığım, ismini bile unuttuğum Nurullah diye biri. Başka tanık yok dosyada. Bir tek Mercek kalıyor. Ve halen siz tanık beyanları diyerek, tutuklamanın devamı diyorsunuz. Hangi tanık? Diyarbakır Savcılığı’nın böyle bir tanık yoktur dediği tanık mı? Dosyada çünkü başka tanık yok. Bu sizi reddetmemizin gerekçesi değil mi, önemsiz mi bu? Dışarıda gizli tanık ile ilgili “Kaldıralım mı bu meseleyi, bunları işte cemaatçiler getirdi, Türkiye yargısının başına bela etti. İşte bir sürü insanın canını yaktı” diyerek kıyamet kopuyor. Onların reddettiği gizli tanık müessesesini halen benim tutuklama gerekçem sayıyorsunuz. Halen AİHM kararına rağmen bu, delildir diyorsunuz. Yani yok mu sayacaksınız. Tamam. Ben ve avukatlarım şu dakikada sizin açıklayacağınız karara saygı duyarak, çıkmaya hazırız. Ama onursuzluğu kabul etmeyiz. Yapmayın bunu.

Reddi hakim talebimiz Türkiye’de en somut ve haklı reddi hakim talebidir 

Bütün hayatım onurumu korumak için bedel ödemek ile geçti. Bütün gençliğim bununla geçti. Bütün öğrenciliğim bununla geçti. Onurumu ezdirmedim kimseye. Siyasete girdiğimde de insan hakları avukatlığı yaptığımda da. Sadece kendi onurum için değil her insanın onuru ve haysiyeti için mücadele ettim. Ama heyetinizin bu 15 aylık yargılamada -öncesinde dosya sizde değildi- geldiğimiz noktada artık onurumu zedelediğini hissediyorum. Huzursuzum, bunun düzeltilmesini istiyorum. Mahkemenizin savunmalarıma, hukuk mücadelemize saygı duyduğunu göstermesini istiyorum. Biz bir hukuk mücadelesi yürüttük. AİHM’de, Türkiye’den hiçbir başvurucu bu kararı alamadı. Biz de ispatlayamayabilirdik. Kolay değildi. 18 ihlaline ispatlayabilmek kolay bir iş değil. Ama en az 60 kişilik Demirtaş savunma grubu gece gündüz çalıştı. Belge topladı, bilgi topladı. Ben cezaevinde çalıştım. Her açıklamayı, her bilgiyi birbiriyle bağlantılı hale getirmek için aylarca uğraştık. Riskliydi, ispatlamak zordu ama aldık kararı.

Buraya geldik, iki ara karar veriyorsunuz. İki ara kararda da AİHM kararı yokmuş gibi davranıyorsunuz. Sizin için ilk tutuklama kararı doğruymuş, bu önemli. Bu yüzden reddi hakim talebimiz Türkiye’de şu ana kadar en somut ve haklı reddi hakim talebidir. Ben bundan daha haklı ve somut bir gerekçeye dayanan reddi hakim talebini duymadım. İddia ediyorum.

Sizi reddedebilmemiz için AKP İl teşkilatında toplantıda mı yakalamamız lazım

Ben demiyorum. Selahattin Demirtaş Türkiye davası 14305/17: Bu diyor. Türkiye’de hiç kimsenin elinde böyle bir karar yoktur. Diyor ki Türkiye’de mahkeme heyeti politik amaçlarla sözleşmedeki hükümlülüklerin kısıtlamalarına aykırı davranarak tutuklamayı sürdürmüştür, Türkiye’nin en önemli iki seçimine müdahale etmiştir. Bu karar bunu söylüyor. Ben söylemiyorum. Bu da sizi reddetmeyecekse kim sizi reddedecek? Bu da geçerli bir neden değilse biz geçerli nedeni nasıl bulacağız? Sizi AKP İl teşkilatında toplantıda mı yakalamamız lazım. Budur işte bu kadar, politik olmak budur. Bir hakimin politik davrandığını başka nasıl ispatlayabilirsiniz? Bundan daha net ispatı nerden getirelim size? Avrupa’nın da Türkiye’nin de altına imza attığı en yüksek mahkeme. Anayasa Mahkemesi’nin kararını bozuyor bu mahkeme değil mi? Bozdu nitekim. AYM’den üst bir mahkemeden söz ediyorum. Başka üst mahkeme yok ki nerden getirelim. Sizin siyasetçi olduğunuza karar verdiler. Siz kararınız da bu karar yokmuş gibi davranıyorsunuz.

AİHM kararını biz tanımayacağız, İçişleri Bakanı rahat olsun demiş oldunuz

Aynı zamanda şu anda dışarıda ben ve partime dönük siyasi operasyonların önünü açacak şekilde davranmaya devam edeceğinizi dünkü kararınızla net şekilde ilan ediyorsunuz. Yani AİHM kararını biz tanımayacağız, İçişleri Bakanı rahat olsun. İstediği HDP’liyi alabilir, tutuklayabilir, AİHM’de de karar çıksa biz tanımıyoruz bunu demiş oldunuz. Oysa dün ne anlattık ne konuştuk. Nelere itiraz ettik. Gerçekten üzülüyor ve şaşırıyorum. Ben size burada propaganda yapmadım, basın zaten yoktu basına da propaganda yapmadım. Hukukun onurundan söz ettim, akademinin içinde bulunduğu durumdan söz ettim. Hiç değilse burada yazdığınız ara kararda AİHM kararını ciddiye aldığınıza dair bir şeyler yazsaydınız. Çok üzücü. Ben onurum kırılmış hissediyorum. Sadece bir usül meselesi değil. Çok yazık.

Şu anda üç AKP yöneticisi bir HDP’liyi yargılıyor, hissiyatım budur

Mümkünse usul gerekçesiyle çıkıp gitmek isterdim. Mümkünse bir daha karşınıza çıkmak istemezdim. Samimiyetle söylüyorum. Başından beri zaten adil yargılama koşulları yoktu ama şu anda hiç yok. Şu anda üç AKP yöneticisi bir HDP’liyi yargılıyor, hissiyatım budur. Samimiyetle söylüyorum, üç AKP’linin karşısında belki de aranızda MHP’li de var bunu bilemem, ittifak ve koalisyon var sonuçta. Beni de HDP’li olarak yargılıyorsunuz. Budur mevzu ve bu da ağrıma gidiyor.

Giderim yatarım ömür boyu ama böyle bir hakareti kabul etmem

Savunma yapma isteğim yok. Delillerim var sunma isteğim yok. Verdiğiniz kararlar ortada ben hangi delili size sunacağım ki artık. AİHM kararından daha etkili bir delil yok ki benim elimde. Size sunacağım deliller benim yaptığım basın açıklamaları, bilirkişi raporları falan filan. Onların da hiçbiri AİHM kararının kudretinde değil. Ne anlatayım size, avukatlarım ne anlatsın size. Biz artık ne ortaya koyalım ki, savcılık suçluluğumuzu ispatlayamadı biz de suçsuzluluğumuzu ispatlayalım size. Rahatsız edici ve gerçekten benim açımdan çok üzücü bir şey. Dün gece bu çok canımı sıktı. İki yıldır yargılanıyorum, bir sürü ara karar verdiniz. Taleplerimizin bazılarını kabul ettiniz, bazılarını reddettiniz. Burada kararı okuyamadan gittim. Çok da dinleyemedim siz ara kararı okurken ama cezaevine gidip okuyunca, koşullar uygun olsaydı hemen duruşmaya dönmek isterdim. Bu kadar rahat olunamaz. Büyük bir hakaret. Giderim yatarım ömür boyu ama böyle bir hakareti kabul etmem. Bunun düzeltilmesi lazım, kararı geriye almanız lazım. AİHM’in verdiği 18. madde ihlalini tanıyıp tanımadığınızı, ne anlama geldiğini, mahkemenizin bu konuda sorumluluğunun olup olmadığını tartışmanız lazım. Kabul edip etmediğinizi tartışmanız lazım mahkeme kararını. Öyle kesinleşmedi falan demek yok.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne meydan okuyorsunuz

Kesinleşmedi diyorsanız, üç beş ay sonra kesinleşir. O zaman kesin olarak siyasi bir şekilde karar verdiğinizi kabul edecek misiniz? Yoksa hep kulak arkası mı yapılacak? Bilemiyorum ki, kararınızdan anlaşılmıyor. Neymiş, biz tahliye talep etmişiz, siz de bunu reddettiğiniz için biz sizi reddetmişiz. Bu kadar basit değil. Ben ve avukatlarım da meseleye bu kadar basit yaklaşmadık, bu açık ve aleni bir politik yaklaşımdır. Yine 18. madde ihlalinin devamıdır. İhlale devam ediyorsunuz, sürdürüyorsunuz, meydan okuyorsunuz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne meydan okuyorsunuz. Kanunlara meydan okuyorsunuz. Bu kanunlar bizi bağlamaz diyorsunuz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi benim haklarımı güvence altına alırken, AİHM de ihlal tespit kararıyla anında ihlalin giderilmesini isterken, siz gidermeyi bir tarafa bırakın ihlali sürdürüyorsunuz.

18. madde ihlali her saat, her saniye devam ediyor

Başka bir madde ihlalinden örnek vereyim ki tam anlaşılsın. Siyasi yargılama yargılanan ben  yargılayan siz olduğunuz için size basit geliyor. AİHM işkence suçu yani 3. maddeden ihlal verdi diyelim. İşkence görüyorum, başvurdum. Mahkeme dedi ki 3. madde ihlali veriyorum. Sizin yaptığınız ne biliyor musunuz? Elimde işkence gördüğüme dair bir mahkeme kararı varken, siz işkence yapmaya devam ediyorsunuz. Ben diyorum ki, ya mahkeme kararı var işkence yapmayın. Siz bana elektrik vermeye devam ediyorsunuz. İhlali devam ettiriyorsunuz. Aynısı. Şu anda bunu yapıyorsunuz. 18. madde ihlali her saat, her saniye devam ediyor.

Bakın anlatamadığım şu; AİHM’in 20 Kasım’da açıkladığı ihlal kararını sürdürüyorsunuz demiyorum sadece (tahliye vermemekle zaten onu sürdürüyorsunuz), yeni bir 18. madde ihlalinden söz ediyorum. Ondan bağımsız ama ona paralel yeni bir AİHS 18 ihlali yapıyorsunuz şu anda. O kararı tanımadınız tamam. Benim cezaevinde olduğum her gün o ihlal sürüyor. Ancak siz bununla yetinmiyorsunuz yeni bir ihlal yapacak kadar cesur davranıyorsunuz. Bunu nasıl yapabiliyorsunuz? Bunu sürdürmeye nasıl cesaret ediyorsunuz? Kime güveniyorsunuz? Mesela bu şekilde davranan bir yargıç heyetini ben HSK’ya şikayet etsem hakkında derhal soruşturma açılmalı. Ama güveniyorsunuz belli ki. HSK’yı kime şikayet edeceğim. HSK’nın başkanı Adalet Bakanı. Adalet Bakanı kim? AKP Genel Başkanı’nın atadığı bir bürokrat. Sizin yerinizi Tayyip belirliyor mu belirliyor. Özlük haklarınızı belirliyor mu belirliyor. Disiplin soruşturmalarınızı yapıyor mu yapıyor. Mesleğe alma çıkarma işlerinizi yapıyor mu yapıyor. Gerektiğinde şuradan bir polisini içeri sokup, sizi gözaltına alıp meslekten çıkarabilir mi çıkarabilir. Kimi kime şikayet edeceğim. Sizsiniz karşımda. Bir tek güvenebileceğim, muhatabım sizsiniz. Burada yargılama sadece teknik ya da sentetik bir ilişki değil. Dinamik ve insani bir ilişkidir aynı zamanda. Biz bir buçuk yıldır birbirimizin yüzüne bakıyoruz. Birbirimizi az çok anlamış olmalıyız. Tamam kanunlar soğuktur ama yargıç öyle değildir. Yargıç insandır. Kanunlar duvar gibidir ama bir de yorum teorisi vardır ki, onu insan olarak yorumlar. Aksi takdirde program yüklersiniz bilgisayara, ben savunmamı yaparım yapay zeka hakkımdaki hükmü kurar. Otomatik hesaplar ve tık tık 10 dakikada biter. Niye mahkemeler insanlardan oluşuyor. Bundan dolayıdır. Siz bunu da yok sayıyorsunuz. Benim onurumu çiğneyerek, aynı zamanda bu insani ilişkiyi de yok sayıyorsunuz. Bunu da kabul etmiyorum. Bana hak ettiğim ciddiyette, layık olduğum şekilde ara kararlar alma hakkım var. Yaptığımız savunmaya, verdiğimiz hukuk mücadelesine denk bir tutumu sizden görme hakkımız var. 10 aydır yargılama yapıyorsunuz, 10 ay.

AKP benimle ilgili ne söylüyorsa verdiğiniz ara karar aynısını söylüyor

Ya bir görevli memura hakaretten yargılandığım dosyam var, 2 buçuk yıldır bitmedi. Siz 10 aydır yargılama yapıyorsunuz yüzlerce dosya var. Hemen bitirmek istiyorsunuz. Kim zorluyor sizi. Bir an önce Demirtaş dosyasını bitirin mi diyor. Nedir bu? Savunmanı yap, savunmanı yap. Ya usulü düzeltemedik ki, savunmaya geçelim. Yasa tanımıyorsunuz, Anayasa tanımıyorsunuz. Gerekçe yazmıyorsunuz. Bunları bir görsem, hissetsem takır takır savunmamı sürdüreceğim. Hepsi hazır. 32 klasör dosyanın savunmasını ben hazırladım. Çalıştım üstünde. Elimde hazır fakat yapamıyorum. Tutumunuz nedeniyle yapamıyorum. Söyleyeceğim her şeyin burada boşa gideceğinden o kadar eminim ki. Kime anlatacağım? Sizden bunu görmek istiyorum.

“Ya sen bir hukuk mücadelesini yürüttün, avukatlarınla birlikte AİHM’den bir tespit kararı aldın. Biz de buna bu saatten sonra saygılı davranacağız. Merak etme için rahat olsun. Evet belki de bugüne kadar politik arenada senin davan çok tartışıldı. Selahattin Demirtaş merak etme, bak biz böyle ara kararlar ihlas edecek bir mahkemeyiz. Biz AKP Genel Başkanı, HDP Eş Genel Başkanı, CHP, MHP Genel Başkanı tanımayız.” deyin bu kararda, hissettirin bunu. AKP benimle ilgili ne söylüyorsa verdiğiniz ara karar aynısını söylüyor. Ya da söylemiyor, tıpkı AKP’nin söylemediği gibi, 18’i saklamaya çalıştığı gibi. Siz de aynısını yapıyorsunuz. Öyle olunca da ben hangi mahkeme heyetine hangi delilimi sunayım, nefes tüketeyim mi? Avukatlarımla onu tartıştık. Yoksa bitirip, çıkayım mı? Savunmam bundan ibarettir. Duruşmadan vareste tutulmayı istiyorum deyip, mütaalasını versin savcı, varsa avukatların diyeceği deyip, bitirin dosyayı çıkalım gidelim. Hissiyatım bu. Gerçekten bu.

Kendimi savunma ihtiyacı duymuyorum, Demirtaş’a beraat verecek haliniz yok

32 fezlekenin tek birinde de suçlu olduğuma inanmadığım halde. Beni 2 yıl tutuklu tuttuktan sonra da asla beraat kararı veremeyeceğinizi bildiğim halde. Kendimi savunma ihtiyacı duymuyorum. Bundan dolayı. Ne demişti rahmetli Aliya İzzet Begoviç, ilk duruşmamda hatırlatmıştım. Delilin olmadığı yerde ağır ceza kararı delil haline gelir. Delilsiz tutukladınız beni, delilsiz devam ediyorsunuz. Demirtaş’a beraat verecek haliniz yok. Millet dönüp diyecek. Niye o zaman bu kadar cezaevinde tuttunuz, niye bu kadar yargıladınız? Mecburen bu tutukluluğa denk bir ceza vereceksiniz. Bunları bilecek kadar hem hukukçuyum hem siyasetçiyim. Buna rağmen tarihi karşı, topluma karşı sorumluluğum nedeniyle anlatmak istedim. Çözüm Sürecinde ne yaşadık, bu açıklamayı niye yaptık. Bu konuşmaları niye yaptık. Sonucunda ne oldu? Nereden nereye geldik.

Siyasi olarak aslında ben topluma bir hesap verme alanı olarak gördüm burayı ve konuşmak istedim. Mahkeme heyeti olarak da siz değerlendirecektiniz ama bakıyorum ki ben burada hukuk çerçevesinde kalmaya çalışırken siz siyaset yaptınız bu karanızla. Kafadan atmıyorum. Daha önce söylüyorduk, adil yargılama yapmıyorsunuz diye. Gerçekten de kişisel görüşlerimizdi. Ama bunu ispatladık, elimizde bu karar var. Bu karara uygun bir tutum ve tavır beklemek hakkımızdır. Lütfen ciddiye alın, ciddiye aldığınızı hissettirin, savunmalarıma geçeyim. Zerre kadar uzatmaya niyetim yok. Ben Edirne’den buraya bu yolu, bu zahmeti işkenceyi daha doğrusu duruşmalarınızı uzatmak için gelmiyorum, yüzünüze karşı savunma yapmak için geliyorum. SEGBİS yüz yüzelik ilkesini sağlamıyor. Bizler birer insanız, bu elektriği sizden almak ve size vermek için buraya kadar geliyorum. Tek şeyim bu. İnsan kimliğinize hitap etmek için buraya kadar geliyorum. Ve bunu da hissetmek ve görmek istiyorum. Kararlarınızla bana da avukatlarıma da kamuoyuna de lütfen bunu hissettirin. Daha ciddi ve gerekçeli yasaları, anayasayı, AİHS’i dikkate aldığınızı, alacağınızı gösteren ara kararlar verin, talebimizi kabul edin.

Hakkınızda bu kadar ciddi iddialar varken yargılamayı biz sürdüreceğiz demeniz kabul edilebilir değil. Ara kararınız hiç değilse bu işi ciddiye alacak bir karar olsaydı, bu da bize yeterdi. Vereceğiniz kararı engelleme, ertelemeye çalışmıyorum. Buna inanın. Dün Van Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2 tane TMK 7/2’den dava açıldı. Mersin Ağır Ceza Mahkemesi açtı. Merak etmeyin. Siz bugün tahliye etseniz de yapılacak hamle ve bitirilecek iş için yeterince dava var ellerinde. Onları zaten sürdürecekler. Siyasi kumpas operasyonu devam ediyor. Ben hiçbir mahkemeye çıkıp da bu kadar da savunma yapmam. Bir tek sizin mahkemenizi ciddiye alıp, ciddi karar vereceğini düşündüğüm için bu davaya yoğunlaştım. Diğerlerinin birçoğuna SEGBİS ile katıldım, bazılarına avukatımla savunma gönderdim. Çok istisnai bazı duruşmalara çıktım.

Cübbeleri çıkarın siyaset tartışalım

Ben size ve mahkemenize ciddi yaklaşıyorum, saygılı yaklaşıyorum. Mahkemenin hükmü şahsiyetine kıymet veriyorum. Fakat siz bildiğimiz AKP’li tavrıyla, MHP’li tavrıyla bana yaklaşmaya devam ediyorsunuz. Bu çok hissediliyor artık. Buradan çıktığınızı görmeliyim ki, ben de savunmama gönül rahatlığıyla devam edeyim. Çünkü adil yargılama şekil ile ilgili bir durum değil sadece. Usulle ilgili bir şey de değil. Vicdan ile ilgili bir şey. Ben hissetmiyorum. Hissetsem sizi bu kadar eleştirir miyim? Taleplerimden bu kadar ısrar eder miydim? MHP’li, AKP’li benim dostlarım da var. CHP’li dostlarım var. Uzun yıllar siyaset yaptım. Her partide benim dostlarım var. Bu başka bir şey. Ama bu arkadaşlarım cübbe giyip beni yargılamıyorlar. Siz bunu yapıyorsunuz, bu rahatsız ediyor beni. MHP’li ya da AKP’liliğiniz değil. Bu rahatsız ediyor. Niye cübbe giyiyorsunuz. Cübbeleri çıkarın siyaset tartışalım. Rahat olalım. Bakın elimizde bir karar var. Beni siyasi gerekçelerle tutukladığınıza dair. Siyaset konuşalım, sonrada kararınızı verin çıkalım gidelim. Bu daha benim için saygındır mesela. Ama yargılama yapıyormuş gibi yapıp, yargılama da yapmayınca bu olmuyor işte. Takke düşmüş, kel görünmüş artık. Neyi kimden saklayacaksınız? Benim talebim budur. Bu çözümler yapılsın. Avukatlarımın da beyanı alınsın. Ve bir üst mahkemede değerlendirilsin. Siz değerlendireceksiniz de daha ciddi bir ara karar verin, yoksa ben savunmalarla ilgili dediğim gibi hazırlığımı yapmışım, bundan farklı bir tutum da alabilirim. Mahkemenizi reddetmemize, geri çekilin dememize rağmen hayır biz seni yargılayacağız kardeşim diyecekseniz de siz de yasalara saygılı olun, ben de usule saygılı olayım avukatlarım da zaten buna azami derecede dikkat ediyorlar. Yargılamayı suretle sürdürelim ve kısa zamanda bitirelim.

Aksi takdirde bugün de bitirebiliriz. Eğer taleplerimizi kabul etmeyecekseniz. Yok biz AİHS’i AİHM’i, Anayasa’yı tanımıyoruz diyorsanız; dosyayı savcıya verin bitirsin, çıkalım bu işin içinden. Uzatmayalım. Bu ciddiyetinizi ara kararınız da gösterin. Bunu yapmanızı gerçekten de istiyorum. Ara kararlarınıza bunu yansıtın. Biz de savunmalarımıza kaldığımız yerden devam edelim. Teşekkür ediyorum.

ÖĞLE ARASI…

Mahkemenizle aramızda CMK’ya göre bir husumet oluştu

Arkadaşlarım izah ettiler. Ama ne fayda, kime ne anlatıyorum. Çünkü dün de arkadaşlarım buna benzer sunumlar yaptılar, karşılığında bir paragraflık gerekçeyi bile hak etmemişiz gibi tek bir satırla “tahliye talebi kabul edilmedi, hakim reddedilmez” deyip işin içinden çıktınız. Şimdi şunu söyleyeyim, avukatım da belirtti: Aramızda CMK’ya  göre bir husumet oluştu. 1989’dan bu yana AİHS sözleşmesine taraf olan ve iç hukukun bir parçası haline son 12 yılda getiren Türkiye’de ilk defa AİHS 18’e dayanarak bir reddi hakim talebinde bulunuluyor bir mahkeme salonunda. Ve siz dediğim gibi tıpkı AKP’nin yaptığı gibi bir hokus pokus faaliyetiyle 18 ihlalini görünmez kılmak istiyorsunuz. O yüzden de biz tahliye talebini reddettik diye bizi reddemezsiniz deyip işin içinden çıkmak istiyorsunuz. Biz de diyoruz ki her halükarda 20. ACM’ye gidecek bu dosya, bu gerekçeyle göndermeyin. Aramızda husumet var. Siz artık bana bu husumet çözülmeden bana soru sormayın sorgu yapmayın benden savunma istemeyin.

AYM,  AİHM kararı “bağlayıcıdır” diyecektir

İkinci bir husumeti de yarın oluşturacağız. Kararda imzası bulunan başkan ve üyeleri HSK’ya şikayet edeceğiz. İdari ve adli soruşturma başlatılmak üzere. Neden? Görevi kötüye kullanmak, hürriyeti tahdit suçu. Tam 24 gündür yasadışı bir şekilde cezaevinde tutuluyorum. Queen Fransa AİHM kararı vardır, bir mahkeme tahliye kararı verdikten 11 saat sonra bırakıldığı için gecikme olarak kabul etmiştir bunu AİHM ve Queen’i haklı görerek Fransa’yı mahkum etmiştir. Bir mahkeme tahliye kararı verdikten sonra sen nasıl onu 11 saat daha cezaevinde tutarsın demiştir AİHM. Ben tabi AİHM dediğime sizin aklınıza herhalde kahrolası Avrupalılar gibi bir şey geliyordur, öyle değil. Sizi bizi bağlayan bir mahkeme kararından, bir içtihattan söz ediyorum. 11 saati ihlal olarak gören AİHM 24 gündür beni rehine olarak, en azından AİHM kararından sonraki siyasi rehineliğime karşı sizin pozisyonunuzu mutlaka değerlendirecektir. AYM de değerlendirecektir. AYM her ne kadar bizim dosyalarımızda dibe vurduysa da, söz konusu AİHM kararı olunca oradan öyle kolay yırtamazlar. AYM kendisini etkisiz iç hukuk yolu haline getirmekten korkar. Tamam Demirtaş tahliyesinde uyduruk Murat Karayılan tweetinden ret verirler de, bunda veremezler. Ne diyecekler izleyeceğiz. AİHM kararı “bağlayıcıdır” diyecekler.  Demesinler bakalım, görelim. Dedikleri zaman ne olacak? Kaç gün sonra söylerler bilmiyorum. Orada hükümlü müyüm değil miyim sizi ilgilendirmez. Dosyam sizi ilgilendirmez. Siz yasa dışı bir şekilde “derhal tahliye kararı” verildiği günden 20 Kasım’dan itibaren yasadışı bir şekilde beni cezaevinde tutuyorsunuz.

Heyetinizi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet edeceğiz

Fakat mesele bu olsa yine iyi. İstanbul İstinaf Mahkemesine zaman kazandırmak için bunu yaptığınız da, yürütmenin yaptığı, hükümetin yaptığı açıklamalarla ortaya çıktı. AKP’nin raporu da sizin gerekçenize yansıdı, bütün tablo netleşti. Suç işlemiş oldunuz. Husumet var aramızda. Sizi, avukatlarım HSK’ya şikayet edecekler. Adli idari soruşturma açılsın denilecek. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet edeceğiz.

Bunların hepsi teknik hukuki işler. Öyle akşam gelip sizin evinizi basmayacaklar bunu biliyoruz. Fakat bunların hepsi hukuki birikimdir, delil dosyalarıdır. Kim nerede kullanır bilmiyorum. Ama biz sonuna kadar hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Görevi kötüye kullanma, hürriyeti tahdit suçu işliyorsunuz, işlemeye devam ediyorsunuz. Hakkınızda kurulmuş bir hüküm var mahkûmiyet kararı değil ama bir hüküm var. Siyasi davrandınız siyasi davranmaya devam ettiniz iki tane önemli seçimi siyasi müdahale etmek suretiyle manipüle ettiniz. Hakkınızda hüküm kuruldu. Mahkeme kararı var. Onu da yok sayıyorsunuz ihlal devam ediyor. Biz de hukuki haklarımızı kullanıyoruz.

Şimdi sizden talebimiz, avukatlarımın uzun uzadıya anlattığı CMK 268/2’ye göre bu kararınızdan rücu edin. Yine iki yönlü karar verme hakkınız ve yetkiniz var. Ya doğrudan kendiniz gönderirsiniz 20’ye ya da bu gerekçelerimizi dikkate alarak bir ret kararı yazıp bizim itirazımızla 20’ye gönderirsiniz. Bu itirazla 20’ye göndermenizi kabul etmiyoruz o yüzden sabahtan beri anlatmaya çalışıyoruz. Ben 20. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olsam, önüme bu duruşma tutanağı gelse ve şurayı okusam: “Niye mahkeme reddi yapmışlar? Sanığın tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların tek başına mahkeme üyelerinin tarafsızlığından şüpheye düşürdüğünden…” derim. Tamam katibe derim ki yaz bir ret gitsin. Tahliye kararı vermedi diye hakimin reddi mi olur, öyle şey olmaz. Haklı olarak bunu söyler. Fakat, sabahtan, dünden bu yana anlattığımız hiçbir gerekçeyi neden reddettiğinizi anlatmadan neden 20’ye gönderiyorsunuz? Bu karardan rücu etmeniz lazım, bunu istiyorum. Yazın ne düşünüyorsunuz AİHM’le ilgili, bu kararla ilgili. Sizi politik davranma konusunda şaibeli duruma konumuna getirdi mi, getirmedi mi, getirmez mi? 18’in ihlali sizi hangi pozisyona soktu? Bu karara yol açan hakimler olarak gerçekten bizim bağımsızlığımız, tarafsızlığımız sorgulanır mı? Sanığın bunu düşünmeye hakkı var mı? Yoksa neden yok? Onları yazın. Karar çıktıktan sonra aldığımız karar sanığa bu hakkı verir mi? Uzun uzun anlattılar. İlk günden beridir ne yaptığımızı anlattılar. Biz de bunlara bir cevap yazalım. Kabul etmiyoruz biz, tarafsızız bağımsızız ama bizim de gerekçelerimiz şudur; biz bu kararı AİHM kararını şöyle tanımlıyoruz, AİHS 18’i şöyle tanımlıyoruz. Çıkın Dışişleri Bakanı ya da Adalet Bakanı’nın dediği gibi yazın buraya deyin ki “AİHM’in verdiği karar politiktir” o yüzden tanımıyoruz. Gerekçe budur. Gerekçesiz karar yazamazsınız. Bundan mahkumiyet almış bir heyetsiniz. Gerekçe yazmadığınız için 2 yıldır bundan mahkumiyet almış bir heyetsiniz.  Niye gerekçesiz tutuklamayı sürdürdünüz diyor. Aynı heyet bir kez daha 2 gündür gerekçesiz karar vermeye devam ediyor. CMK 268/2’ye göre bundan rücu etmenizi bekliyoruz. Yeni bir karar ihdas edin, bunu biz de hak ediyoruz. Buna yetkiniz var. Bu kararla 20 Ağır Ceza Mahkemesi’ne gitmesin ve aramızdaki bu husumet çözülene kadar da isterse haftaya isterse 3 gün sonra ben hazırım, savunma yapmaktan kaçmıyorum hazırım.

Ben bu heyetle husumetimiz netleşmeden savunma yapmayı kabul etmiyorum

Ama halen netleşmemiş, kesinleşmemiş yazmışsınız ya AİHM kararı için… Bekleyin kesinleşsin. Bir bakalım 20. ACM’ne diyecek. Bizim orda da hukuki itirazlarımız olacak, onları da yapalım. Bu kadar bariz, aleni yürütmeyin. 15 ay boyunca beni mahkemenin karşısına çıkarmadınız. 15 ay merak etmeyen “bu Selahattin Demirtaş ne diyecek? Edirne’dedir. Bir getirelim savunmasını alalım” demeyen heyet çıkmış bugün bana diyor ki “davayı uzatıyorsun.” Daha 10 aydır başladık sizinle tartışmaya, savunma yapmaya. 10 ayda bu ülkede Asliye Ceza Mahkemesi bitirebilen hakim var mı? 10 ayda bu ülkede Asliye Ceza savunması bitiren mahkeme var mı? Bugünkü koşullarda Asliye Ceza davası bitmiyor veya savunma bitmiyor. En azından 50’ye yakın Asliye Ceza davasından hiçbiri bitmiş değil. Arkadaşlarımın var, milletvekillerimizin var takip ediyorum bitmiyor. Yazışmalar, savunmalar oluyor bitmiyor. 32 tane fezleke birleştirmişsiniz burada, 15 ay boyunca bana soru sormamışsınız, 10 aydır yargılama başlamış, feci bir durum ortaya çıkmış. Politik davrandığınız, mahkeme kararıyla netleşmiş, buna dair reddi hakim yapmışız, buna da dallayıp budaklamaya yoran bir cümle yazmış önümüze sunmuşsunuz. Bunu kabul etmiyoruz. Birazdan diyebilirsiniz ki kendi aranızda, hemen istişare yapıp taleplerinin reddine diyebilirsiniz. Ben bu heyetle husumetimiz netleşmeden savunma yapmayı kabul etmiyorum, doğru değil. Beni savunma yapmaya zorlayamazsınız. Usule aykırıdır, bu benim hakkımdır. Önce aramızdaki husumet netleşsin. 20 Ağır Ceza, “ne diyor?”. Biz belki onları reddedeceğiz, başka itiraz haklarımızı kullanacağız. Heyetinizle ilgili durum bir netleşsin, HSK’ya suç duyurusunda bulunacağız. Bakalım belki HSK sizi görevden alacak. Şaşırıyorsunuz değil mi? Belki alacak. Belki diyecekler, bu kadar aleni nasıl politik olur, size de komik geliyor biliyorum ama değil. Daha önce de izleyici sıralarında milletvekili idim, belediye başkanları KCK davalarında yargılanıyordu. Menderes bilmem ne vardı başkan. Orada avukat ve tutuklu arkadaşlarım “Yargılanacaksınız” dediğinde gülüyorlardı. Devlet biziz diyorlardı, kim bizi yargılayacak? Devlet sizi yargılayacak.

HSK’ya sizi şikayet edeceğiz. Bir baktınız pazartesi açığa alındınız. Bir bakalım husumetimiz çözülsün sizinle. Aceleniz ne? Savunma yapmaya hazırım. Dolayısıyla arkadaşlarımın altını çize çize belirttiği bütün gerekçelerimiz doğrultusunda siz de gerekçeli bir karar yazın ve husumetin çözülmesini bekleyin. Hiç değilse 22. ACM bu konuda kararını verene kadar bekleyin. Ondan sonra sizinle devam edeceksek ben ve avukat arkadaşlarım savunma yapmaya hazırız. 20. Ağır Ceza karar verdiğinde hukuken temize çıkmış olmuyorsunuz ama tartışmamızı sizle sürdüreceğiz savunmamı size yapacağım çünkü yasa bunu gerektirir, heyet sizsiniz mahkeme sizsiniz deyip saygı duyup devam edeceğim.


YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Bahçeli’den İmamoğlu-Küçükkaya görüşmesi hakkında açıklama
Bahçeli’den İmamoğlu-Küçükkaya görüşmesi hakkında...
Korkunç cinayetin ayrıntıları ortaya çıktı
Korkunç cinayetin ayrıntıları ortaya çıktı