Reklam
BASİT BİR 8 MART MESELESİ DEĞİL
Didem Çengel

Didem Çengel

BASİT BİR 8 MART MESELESİ DEĞİL

‘Kadınlık’ ve ‘Erkeklik’ kavramlarının ayrımına varamayacak kadar küçük, otobüsle okula gidebilecek kadar büyüktüm… Otobüs sakindi, birkaç kişi vardı sadece. Bir şöfor, bir iki yaşlı amca, teyze, ben ve ayakta duran bir çift. Sürekli tartışıyorlardı; o tarafa bakmak istemiyordum ama dinlemeden bakmadan da edemiyordum. Erkek kadına bana bak kızım senin canını alırım diyordu kadın da sertçe tepki veriyordu. Anlayamıyordum alıp veremedikleri şeyin ne olduğunu kimi sessiz kimi sesler yükselerek tartışmalar böylece sürüp giderken erkek bir anda kadının boğazına yapıştı ve kadın oracıkta yere yığılıverdi. Gözümün önünde saniyeler içinde … Otobüsteki yaşlılar koştu, donup kalmıştım; erkek ne kadar sevdiğini haykırıyordu delice, kadın yarı baygın insanların gözlerine çığlık atarcasına bakıyordu, yardım çığlığı, kurtarın beni der gibi. Teyzeler, amcalar olur böyle şeyler kızım bak kocan seni seviyor diyorlardı! Nefesim kesilmişti, indim otobüsten ağlaya ağlaya koşmaya başladım ve kendimi okulda müdürün odasında buldum. Gözümün önünde kadını boğdu diyebildim hıçkıra hıçkıra… Beni sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Bırakın beni kadını kurtarın dedim ben çocuktum ve yapamazdım tek başıma. Herkesin işine karışılmaz dediler hele kadın-erkek işine asla. Karıştırmadılar!

Ayşe Paşalı kocası tarafından katledildiğinde, Özgecan ürkek gözlerle bir orman kıyısında alev alev çığlık atamadan zamanda kaybolduğunda, Pippa Bacca kalabalıklar içinde çırılçıplak, barış gelini olarak, gerçeğin ta kendisi olmaya çalışırken hiçleştiğinde…

KARIŞTIRMADILAR…

Evvel zaman içinde pembe bir dünyaya açtım gözümü, kalbur saman içinde masallardaki prenses oldum kurtarılmayı bekledim. Develer tellal iken gizli tutuluyordu adet kanamam; hastalıktı, kirlilikti adı. Pireler berber iken kırmızı kuşağımla, telli duvaklı gelin edilmekti… Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken kadının adı yoktu.

Etek boyu ile karakter tahlili yapıldı. Hafif meşrep kadınlar, evlenilecek olanlar, eylenilecek olanlar diye ayrım yapıldı. En özsel niteliğimiz olan kadınlığımız ve bedenimiz bize yabancılaştırıldı. Sokağa kadınlığı alıp çıkmak sorumluluk demekti, korkular içinde yürümek,

çekingen kaygılı olmaktı. Hamile kadın, evli kadın, bir babanın kızı, bir kocanın karısı, bir oğlun annesi olmaktı kadınlık, namustu. Kız çocuğu başa belaydı. Kadın asla salt KADIN değildi.

Bir zamanlar…

Çünkü ben her gün ölüyordum. Çünkü ben katil değilim. Çünkü ben her gün katilin koynunda uyuyordum”. Silah patlamasaydı ben de o gün can verecektim. O gün hayatı, yaşamı kazandım. Artık dört duvar arasında şiddete maruz kalmış, sesini duyuramamış kadınların elinden tutacağız. Kadınlar artık ölmesin, kirpiğimiz yere düşmesin diye mücadele edeceğiz” dediği günden beri Çilem işler değişti…

Yıllar önce başlayan erkek egemen toplum yapılanmasına kadının kafa tutuşu, özel olan politiktir anlayışı ile birleşince umudumuz arttı. Kadının kendine ve topluma yabancılaşan kimliği ve bedeni ile barışıldı. Özel alan kamusallaştı. Kadın ve sesi kamuda görünür hale geldi. Aile içi şiddet, taciz, tecavüz, bekâret kontrolü, namus cinayetleri, çocuk gelinler, alınıp satılan kadınlar!

Karışıyoruz artık herşeye. Bütün kadın meselelerine tek tek dokunuyoruz. Bir de bayan değil kadın. Biri çıkıp bu yıl da ‘bayanlar gününüz kutlu olsun’ diyebilir. Biz biliyoruz ki ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’müz bize sadece 8 Mart’da değil 365 gün birlikteliği, beraberliği kadın olmanın insan olmanın olabilmenin haklı gururunu yineliyor.

YANARAK CAN VEREN 129 KADIN ANISINA

Bu yıl bırakın artık ellerinizde karanfiller, güllerle kadınlar çiçektir demeyi, vazgeçin pırlanta reklamlarına kapılıp, özel indirimleri, hediye çeklerini, küçük sürprizleri. Kadınlara özel bir gün neden var, onu sorgulayalım hep birlikte. 8 Mart 1857’de Newyork’ta bir dokuma fabrikasında çalışma saatlerinin indirilmesi, ücretlerin artışı için o güne kadar yapılan en büyük kadın eyleminde yanarak can veren 129 kadın anısına; 1921 Moskova 3. Uluslarası Kadınlar konferansında alınan kararla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlandığını bilelim. Televize popülariteye, kültürel kapitalizme alet olmuş, herşeyin içinin boşaltıldığı ve anlamsızlaştığı, şeyler arası bir şey olarak algılayamayız 8 Mart’ı. Kadın emeği ve ezilmişliğinden doğan bir gün olduğu gerçeği yadsınamaz.

Emeği, bedeni, kimliği otoriteler tarafından kontrol altında tutulmadığı; bu minvalde kadının insan olarak yaşama hakkının gözetildiği gelecek özgür günlere!


Bu yazı 61 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar