Parlamentoda yaklaşık üç aydır yaşanan büyük kriz bir yandan bir yandan ülkede yaşanan anayasal kriz, ama ülkenin dört bir yanında anaların yüreğine ateş düşüyor. Anaların yüreğine düşen bu ateş daha sonra 70 milyonun yüreğine düşüyor.
Suruç katliamında 20 Temmuz 2015 günü 34 evladımızı kaybettik, sadece basın açıklaması yapmak ve orayla dayanışma için orada bulunuyorlardı. Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu bir çağrıda bulundu "Ortak bir deklarasyon yayınlayalım." diye. Bu çağrıya olumlu cevap verdik Cumhuriyet Halk Partisi olarak çünkü teröre karşı atılacak her türlü ortak adımın içinde olmak Cumhuriyet Halk Partisinin en temel prensiplerinden bir tanesi. Ama bununla yetinmeyelim dedik, sadece deklarasyon yetmez. Her şeyin çözüm yerinin yüce Meclis olduğunu savunan bir parti olarak dedik ki: "Bu çatı altında bir araştırma komisyonu kuralım." Terörü ve nasıl bitirebileceğimizi, bu akan kanı ve gözyaşını nasıl durdurabileceğimizi hep beraber konuşalım. Sonucu biliyorsunuz, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisinin oylarıyla reddedildi.
Geçen sene, bundan on bir ay önce, tezkere geçtikten sonra Türkiye'deki iklim:
Akşam gazetesi "Terörle Sınırsız Mücadele",
Takvim "İki Dakikaya Oradayız",
Yeni Şafak "Savaş Değil Güvenlik",
Vatan "IŞİD'e Gözdağı",
Star "Tezkere Çözüme Zarar Vermez" ve Sabah "Tezkere Çözümü Garanti Altına Aldı."
Şimdi bir soru var ortada: 7 Hazirana kadar çözüm ve barış diyenler, ne oldu da şimdi savaş diyorlar? Bilmiyorum, bu soru tanıdık geliyor mu? Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu soruyoruz? Elinizde yetki, geçen seneki tezkere. Dünyanın sayılı silahlı kuvvetleri emriniz altında, tek başına iktidar gücü ve sarayda oturan başkomutan. Sonuç? Suruç'la başlayan, 34 gencin ölmesiyle başlayan, sonra Türkiye'nin dört bir yanını saran ateş çemberi. Bir yanda IŞİD, bir yanda PKK, ağlayan analar ise dört bir yanda. IŞİD tehlikesiz görülmeseydi, Sayın Davutoğlu tarafından "Öfkeli birikmiş gençler" diye tabir edilmeseydi, MİT tırlarını durduranlar, arayanlar, hatta haber yapanlar hapishanede tutulup IŞİD'den sadece 3 yükümlü Türkiye Cumhuriyeti hapishanelerinde duruyor olmasaydı ve Adıyaman ile Rakka arasına ambulans seferleriyle IŞİD militanları taşınıyor olmasaydı .
Sayın Genel Başkanımızın geçen sene, bu tezkereden sonra Sayın Davutoğlu'na söylediği söz: "CHP tezkereye Hükûmetin IŞİD'le mücadele yerine hedef kaydırması ve bu ülkeyi büyük bir savaşa sürüklemesi niyeti taşıması nedeniyle karşı çıkmıştır. Bugün ise Hükûmeti tekrar aklıselime davet etmekteyim. Şu çağrıda bulunuyorum: Gelin, askerimizin kara harekâtını Kobani'nin kurtarılması ve IŞİD'in buradan püskürtülmesi hedefiyle sınırlayalım. Böyle bir tezkereyi getirin, Meclisten hemen yarın geçirelim. Böylece halkımızın akrabalarını IŞİD gibi bir terör örgütünün öldürmesine izin vermeyelim ve tüm Suriyelilerin evlerine salimen dönmesini bizzat biz gerçekleştirelim."
"Ortak deklarasyon" diyen, "ortak akıl" diyen Sayın Davutoğlu'nun cevabını hatırlıyorsunuz, bir kez de ben tekrarlayacağım: "Kılıçdaroğlu bilsin ki onun aklına ihtiyacımız yok. Sadece sussun. Onun fikrine de, aklına da ihtiyacımız yok. Türkiye gerekeni yapacak kudrettedir." Şimdi gelinen noktada Türkiye gerekeni yapacak kudrette ve geçen seneden bugüne, içinde geçen sefer 1 kez "IŞİD", 15 kez "Suriye" kelimesi geçen tezkereden bugünkü tezkereye gelmiş durumdasınız. Ama bir kez daha önemle ve ciddiyetle vurguluyorum: Alacağınız bu tezkere bu Meclisten geçtikten sonra -irade öyle tecelli ederse- Suriye'ye gidip güvenli bölge falan orada ortaya koyamazsınız, Suriye'yle bir savaşa giremezsiniz, komşunuzu işgal edemezsiniz, toprak bütünlüğüne saygı duymak ve alacağınız her türlü karar, atacağınız her türlü adımda uluslararası meşruiyeti aramak durumundasınız.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin çok zor günlerden geçtiğini hepimiz biliyoruz. Fırtınalı bir denizin ortasında dalgalar kabarıyor, gemi su alıyor ve hepimiz aynı geminin içindeyiz. Bugün bu ülkenin en son ihtiyaç duyduğu şey bir seçime gitmektir. Bugün seçime gitmeyle ilgili, 2 milyarlık seçim maliyeti, 25 milyarlık kur zararı, hepsi bir yana, bir ülke için en önemli maliyet zaman kaybı ve evlatlarının kaybıdır. Bu yüzden, bu seçimi vatandaş istiyor mu? Hayır. Seçmen istiyor mu? Hayır. İş adamları, piyasalar? Hayır. Yahu, milletvekilleri istiyor mu, Allah için? Hayır. Ama bu ülkede bu seçimi sadece ve sadece bir kişi istedi, hatta adını bile kendisi koyarak bir tekrar seçimi gündeme getirdi.
SEZEN AKSU’NUN ŞARKISINDAKİ GİBİ: BİRAZDAN BU KAPIDAN ÇIKIP GİDECEKSİNİZ
Şimdi, unutmayın arkadaşlar, sizi bu kapıdan içeriye, listelerinizin yazılış biçimi değil -ben bizimkileri anlatsam kibre girer, parti içi demokrasi- ama sizi bu kapıdan içeriye ne olursa olsun millî irade, halk iradesi sokmuştur. Birazdan bu kapıdan çıkıp gideceksiniz Sezen Aksu'nun şarkısında olduğu gibi ve çok önemli bir kısmınız bir daha geri gelmeyecek.
Sizi bu kapıdan içeriye halk iradesi soktu, millî irade soktu, peki, hangi irade sizi bu kapıdan dışarıya çıkarıyor?
Şu kadarını söyleyeyim: Bir tezkere var elimizde, geçen sene 2 Ekimde geçmiş, bir aya yakın süresi var. Bu tezkereyi niye bugün görüşüyoruz? Grubunuz 110 milletvekili imzasıyla sizi niye toplantıya çağırdı?
18 EYLÜL GÜNÜ BÜYÜK USTANIN SİZE SÜRPRİZİ VAR
1 Ekim günü Anayasa'ya göre bu Parlamento otomatikman toplanacak ve geçen sene olduğu gibi bu tezkereyi buradan geçirebilirdik ama 18 Eylül günü sizin deyiminizle "Büyük Usta"nın size büyük bir sürprizi var arkadaşlar, bunu bilin.
CHP VARSA SİZİN İÇİN DE VAR
1 Ekim günü bu Meclis burada toplanmasın diye partinizin kurmayları muhalefet partileriyle uzlaşı arayışı içindeler, reddediyoruz. Ve "1 Ekim günü toplansak dahi sadece standart seremoniden sonra otomatikman tatile girelim mi?" diye arayış içindeler, reddediyoruz, hayır diyoruz. 18 Eylül listeleri çıksın. 18 Eylül gününde listelerde olmayacak arkadaşlar, sizlere sesleniyorum. Bugüne kadar hep mağdurun ve mazlumun yanında olduk, sizin de yanınızda olacağız. Cumhuriyet Halk Partisi varsa herkes için var.
BU KAPIDAN İÇERİYE SADECE PARMAKLARIYLA DEĞİL VİCDANLARIYLA MİLLETVEKİLLİĞİ YAPACAKLAR GİRSİN
Şimdi, ben 1 Kasımdan sonra buraya gelecek milletvekillerinin yeniden oluşacak millî iradeyle ayrılıkları değil birliktelikleri, tek bir kişinin menfaatini değil ülkede yaşayan herkesin ortak menfaatlerini savunacak, sadece koltuklarıyla, parmaklarıyla değil vicdanlarıyla, akıllarıyla, insaflarıyla milletvekilliği yapacak, kimsenin kurşun askeri hiçbir sarayın bekçisi değil, demokrasinin ve halk egemenliğinin bekçisi ve askeri olacak, yolsuzlukları örterek değil, yolsuzlukların üstüne cesaretle gidecek vicdana sahip olacak, namuslu, dürüst milletvekillerinin tekrar bu kapıdan gireceğini, bu kapılardan içeri gireceğini düşünüyoruz, buna inanmak istiyoruz.
Ve şimdi bir resim göstereceğim.
Ama şu kadarını söyleyelim; bugün göstereceğim bu resim, biraz önce Sayın Grup Başkan Vekilimizin de gösterdiği bu resim, dünyanın dört bir yanında bu tip fotoğrafları göstermeyen basın yayın kuruluşları tarafından dahi bugün manşet yapıldı.
“BU RESİMDEN RAHATSIZ OLMAYIN”
Bu resimden rahatsız olmayın, bu resim bütün dünyanın ve hepimizin vicdanlarını kanattı. Şu kadarını söyleyelim, hani biz Suriye'ye kucak açıyorduk. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şunu sorgulayın, bu ülkenin göçmen politikasını sorgulayın. Bu insanlar niçin Bodrum'dan şambrellere, botlara binip -o sizin yaşanmaz durumda olduğu diye tasvir ettiğiniz- Yunanistan'a, Yunan adalarına kaçması gerekiyor.
Eğer burada yaşamıyorlar, ölümü göze alarak Türkiye'den gidiyorlarsa Suriyelilere söylediğiniz onlara sahip çıkmayla ilgili iddianızda da sorun var.
Bu resim bütün Parlamentoya sadece size değil. Cumhuriyet Halk Partisine, Milliyetçi Hareket Partisine ve Halkların Demokratik Partisine sorumluluk yüklüyor, vicdanlara sorumluluk yüklüyor.
“ORTAK VİCDANIMIZI ELEŞTİRİYORUM”
Bu resmi çıkarırken Tayyip Erdoğan'ı mı eleştirecek diye düşünenler vicdanınızı eleştiriyorum, ortak vicdanımızı eleştiriyorum. Bunların yaşanmaması için hepimizin üzerine düşen sorumluluklar var.
“TÜRKİYE'DE KIYILARA CANSIZ BEBEK BEDENLERİNİN VURMAMASI İÇİN, ARTIK BİR İNATTAN VAZGEÇMEK GEREKİYOR”
Bunu yaptınız, bu yapılan işlerin tamamı Türkiye'de kıyılara cansız bebek bedenlerinin vurmaması için, artık bir inattan vazgeçmek gerekiyor.
-“BU PARLAMENTODAKİ BÜTÜN MİLLETVEKİLLERİ SORUMLUDUR”-
Hatalı dış politikadan, hatalı Suriye politikasından ve gerçekçi olmayan, samimi olmayan, gerçekte ortada olmayan göçmen sığınmacı politikasından -tekrar tekrar eleştirerek söz ediyorum- vazgeçmek ve bunu yenilemek gerekiyor. Türkiye'ye sığınmış 1 milyon 800 bin kişinin Türkiye'de barınamayıp botlarla ölüme yolculuğa çıkmasından bu Parlamentodaki bütün milletvekilleri sorumludur.
Bu konuda sizi sorumluluğunuza davet ediyorum.
Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Önümüzdeki dönemde bu Parlamentonun halkın iradesi dışında hiçbir kimseden talimat almayacak yürekli 550 vekilden oluşmasını temenni ediyorum.








