Etkinliği millet varlığı ve bütün Müslümanlar için önemli bulduğunu ifade eden Erbaş, "TİKA, Maarif Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü gibi kuruluşların da toplantıya katılıyor olmasını önemsiyorum. Zira yurt dışı hizmetlerinde söz konusu kurum ve kuruluşlarla, bilgi ve tecrübe paylaşımı, ortak çalışma ve projeler gibi alanlarda dayanışma içerisinde olmak, çalışmalara ivme kazandıracak ve hizmetleri güçlü kılacaktır." diye konuştu.Erbaş, İslam’ın ilkelerinin hayata rehberlik ettiği dönemlerde yeryüzünün insani değerlerle buluştuğunu, hayata huzur ve güvenin egemen olduğunu vurguladı."MÜSLÜMANLARIN KURDUKLARI MEDENİYETLERDE NİCE GÜZEL ÖRNEKLER KAYDA GEÇMİŞTİR" İslam'ın denge dini olduğunu ve dünyanın dengesini muhafaza etmek için gönderildiğini vurgulayan Erbaş, şöyle konuştu:
"Nitekim dünyayı karanlıklar içerisine gömen bir cahiliye dönemi, miladi yedinci asırda, vahyin aydınlığında asrı saadete dönüşmüş, bir asırlık bir zamanda Endülüs'ten Orta Asya'ya kadar büyük bir coğrafyada Müslümanlar insanlığı İslam'ın aydınlık yüzüyle tanıştırmışlardır. 7. asırdan 18. asra kadar Müslümanların kurdukları medeniyetlerde ve yaşadıkları coğrafyalarda adalet, barış ve birlikte yaşamaya dair nice güzel örnekler kayda geçmiştir. Ancak 18. yüzyıldan itibaren dünya sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve benzeri açılardan köklü değişikliklere sahne olmuştur. Söz konusu kaotik süreçten ise en fazla Müslümanlar etkilenmiş, İslam coğrafyası savaşlar, işgaller, şiddet ve yoksulluk altında zor ve sıkıntılı süreçlere mahkum edilmiştir."Erbaş, etnik kimlikler, mezhep, meşrep ve ideoloji farklılıkları üzerinden İslam coğrafyasının fitne, tefrika ve anarşinin kucağına itildiğini belirterek, şöyle devam etti:
"Nitekim dünyayı karanlıklar içerisine gömen bir cahiliye dönemi, miladi yedinci asırda, vahyin aydınlığında asrı saadete dönüşmüş, bir asırlık bir zamanda Endülüs'ten Orta Asya'ya kadar büyük bir coğrafyada Müslümanlar insanlığı İslam'ın aydınlık yüzüyle tanıştırmışlardır. 7. asırdan 18. asra kadar Müslümanların kurdukları medeniyetlerde ve yaşadıkları coğrafyalarda adalet, barış ve birlikte yaşamaya dair nice güzel örnekler kayda geçmiştir. Ancak 18. yüzyıldan itibaren dünya sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve benzeri açılardan köklü değişikliklere sahne olmuştur. Söz konusu kaotik süreçten ise en fazla Müslümanlar etkilenmiş, İslam coğrafyası savaşlar, işgaller, şiddet ve yoksulluk altında zor ve sıkıntılı süreçlere mahkum edilmiştir."Erbaş, etnik kimlikler, mezhep, meşrep ve ideoloji farklılıkları üzerinden İslam coğrafyasının fitne, tefrika ve anarşinin kucağına itildiğini belirterek, şöyle devam etti:





