İfade özgürlüğü bir anlamda ötekinin hakkıdır. Hakikat hiçbirimizin tekelinde değildir. Bu yüzden düşüncenin özgürce ifade edilmesi ve farklılıkların birbirleriyle temas etmesinin koruyucusu ifade özgürlüğüdür. Demokratik bir toplumun yapı taşıdır. Fakat hiçbir özgürlük, bir başkasının inancına, düşüncelerine ya da yaşam biçimine hakaret etme hakkını vermez. Nefret söylemi ve hakaret asla ifade özgürlüğü sınırları içinde değerlendirilemez.Toplumların bir arada barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için evrensel hukuk kurallarına uymak herkes için bir sorumluluktur.Maalesef Fransa, azınlıkların özgürlüklerini güvenlikçi politikalara ve iç siyasi hesaplara kurban ederek, tehlikeli bir tartışma zemininde hareket etmektedir.Merkezdeki hatta soldaki siyasetçileri dahi aşırı sağcılarla birleştiren bu atmosferde, azınlıklara yönelen nefret iklimi; Avrupa’da yabancı karşıtlığını ve İslamofobiyi her geçen gün artırmaktadır. Bu gidişat son derece endişe vericidir.Değerli Arkadaşlar, Dün Sayın Cumhurbaşkanı tarafından yapılan Fransız mallarına boykot çağrısı, son dönemde Batı dünyası ile yaşadığımız gerilimlere farklı bir boyut kazandırmıştır. Oysa Fransa dış ticaret artımızın olduğu nadir ülkelerden birisidir.Sayın Cumhurbaşkanının birçok söylemi; Avrupa’daki aşırı sağ popülist hareketlerinin de ötesinde o ülkelerdeki genel toplumu da tahrik etmektedir. Ayrıca Türkiye düşmanlığını yaymakta ve özellikle orada yaşayan vatandaşlarımız ile genel anlamda tüm Müslümanların geleceğini de tehdit etmektedir. Burada sarf edilen sözlerin, Fransa’da yaşayan 650 bin vatandaşımızın ve 7 milyon Müslümanın huzurunu doğrudan etkilediği unutulmamalıdır. Diğer taraftan Avrupa’daki aşırı sağcı popülizmden şikâyet edip de içeride benzer politikaları uygulamak en azından izaha muhtaç bir yaklaşımdır.Demokrasinin asgari gereklerini, eşitlik ilkesini, bireysel özgürlükleri, basın özgürlüğünü ve siyasi hakları askıya almaya çalışan; her geçen gün otoriterliğin dozunu arttıran bir iktidarın başkalarını eleştirirken aynı ölçülerle dönüp kendine de bakması gerekmektedir.Sayın Cumhurbaşkanının özellikle yurt dışında sözünün itibarı kalmamıştır. Çünkü Avrupa ülkelerinden beklediği hukuk devleti ve çoğulcu toplum modeli konusunda kendisi aksini yapmaktadır. Ülkesinde temel insan haklarını ezen, toplumu kutuplaştıran ve kendisine tabi olmayanları düşmanlaştıran bir anlayışın sözünün gücü olmaz.Kıymetli basın mensupları,Ancak asıl endişe verici olan siyasi çıkar amaçlı bu siyaset anlayışıdır. Macron’un ve Sayın Cumhurbaşkanının vatandaşlarının ve içerisinde bulundukları toplumun huzurunu düşünmeksizin sadece popülizm ile oy alabilmek adına böylesi politik söylemler üretmeleridir. Dünyada ve ülkemizde kutuplaştırıcı ve kimlikçi siyasetin doğurduğu şiddet olayları ve savaşlar unutulmamalıdır. Popülizmin hiçbir topluma faydası olmadığı gibi hiçbir siyasetçiye de uzun vadede fayda sağlamamıştır.Değerli arkadaşlar,14 Ekim tarihinde yayımlanan “Sanayileşme İcra Komitesi Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” temel anayasal bir hak olan mülkiyet hakkına açıkça müdahale etmektedir. Her konuda Anayasayı yok saymayı alışkanlık haline getiren iktidar, 68 sayılı kararnamenin 4. maddesinin 3. fıkrasının e bendi ile Sanayileşme İcra Komitesi’ne özel şirketlerin ortaklık yapıları hakkında karar alma yetkisi vererek anayasayı açıkça ihlal etmektedir.Öncelikle, Komite’ye verilen bu yetki Anayasa’nın 35. maddesi ile korunan mülkiyet hakkına ilişkindir. Anayasanın 104. maddesi gereğince mülkiyet hakkına ilişkin Cumhurbaşkanı kararnamesi ile bir düzenleme yapılamaz. İktidar, kararname yoluyla yasama yetkisini gasp etmekte, anayasayı da yok saymaktadır.İkinci olarak, bu yetki şirket hisselerine dair alım satım kararlarına müdahale etmek, bunu izne bağlamak veya yapılan işleme engel olma gibi sonuçlar doğurabilecektir. Bu yönüyle düzenleme, mülkiyet hakkının “düzenlenmesi”nin de ötesinde mülkiyet hakkının kullanımına getirilen ciddi bir sınırlamadır. Anayasa’nın 13. maddesine göre; “Temel hak ve hürriyetler… ancak kanunla sınırlanabilir.” Dolayısıyla herhangi bir temel hak ve özgürlüğün Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile sınırlandırılması açıkça Anayasa’ya aykırıdır.Son olarak, mülkiyet hakkına yapılacak müdahalenin “yurt içi üretimin sürekliliğinin” ve “ulusal güvenliğin” riske atılmasını önlemeye yönelik getirildiği belirtilmektedir. Ancak temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlama nedenlerinin belirlilik ilkesi uyarınca herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net ve anlaşılır olması gerekir. Ayrıca idarenin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermelidir. Bu yönüyle de kararname anayasaya aykırıdır.Kıymetli arkadaşlar,Türkiye ekonomik olarak ciddi sıkıntılar yaşadığı bir dönemde yatırımlar bakımından güvenli ve elverişli bir ülke olmak zorundadır. Yatırımcıların temel haklarının kullanımının engellenmeyeceğine ve şirketlerine keyfi müdahalede bulunulmayacağına güven duymaları sağlanmalıdır. Ne yazık ki, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle yatırımcıları haklı endişeye sevk eden bir düzenleme yapılmıştır. Üstelik hukuk ve anayasa çiğnenerek yapılmıştır.Bir ülkenin ekonomik kalkınması için her şeyden önce hukuk güvenliği ve hukuki öngörülebilirlik şarttır. Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararnameyi ivedi bir şekilde iptal edeceğine inanıyorum.Saygıdeğer Basın Mensupları,Yaşadığımız ekonomik kriz her geçen gün etkisini arttırarak devam etmektedir.Bir yandan Türkiye’nin demokrasi ve hukuk devleti idealinden her geçen gün uzaklaşması diğer yandan ekonomi yönetiminin uyguladığı akıl almaz politikalar sebebiyle halkımız her geçen gün fakirleşmektedir.Dolar / TL kuru dün itibariyle 8 Lirayı çoktan geçmiş ve Türk Lirası, tarihinde hiç olmadığı kadar değersizleşmiştir.Sadece Dolar kurunda 2023 hedefleri şimdiden yakalanmış, 2053 hedeflerinin de en kısa zamanda yakalanması, herhalde bu iktidarın son yıllarda en büyük başarısı olacaktır. Hal trajikomiktir.Hükümetin yaşanan bu derin ekonomik krizi görmezden gelmesi; hamasi sloganlarla, dış politikada kabarmalarla, iş dünyası ve medyayı baskı altına alarak halkın yaşadığı gerçekliği bastırmaya çalışması beyhudedir.Güneş balçıkla sıvanmaz.Artık bıçak kemiğe dayanmış, halkımız konuşmaya, eleştirmeye ve iktidarın karşısında sesini yükseltmeye başlamıştır.Pazar günü Malatya’da Servis şoförü olduğunu ifade eden bir vatandaşımız sayın Cumhurbaşkanına ‘eve ekmek götüremediğini’ söylemiş ve yaşadığı sıkıntıyı arz etmek istemiştir. Ancak sayın Cumhurbaşkanı tarafından abartılı konuşmakla itham edilmiş ve ‘keyif çayı’ hediye edilerek görmezden gelinmiştir.İktidarın bir ortağı insanların ‘evlerine ekmek götüremedikleri’ gerçeğini duymak istemezken iktidarın diğer ortağı ise, “eve ekmek götüremeyen” vatandaşlarımız için askıda ekmek kampanyası başlatmıştır.Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusudur!Buradan tekrar iktidara ve ortağına sesleniyorum:Eğer bu ülkede insanları kuru ekmeğe muhtaç etmediyseniz neden askıda ekmek kampanyası başlatıyorsunuz? Yok eğer insanlar ekmeğe muhtaç ise ‘evine ekmek götüremediğini’ söyleyen insana neden ‘keyif çayı’ verip, ‘abartıyorsun’ diyorsunuz!Unutmayın! “Boş tencerenin düşüremeyeceği iktidar yoktur.”Türkiye’de artık insanlar açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmiştir.Suçu başkasına atarak, dış güçler diyerek sorumluluktan kaçmaya çalışanlara bu millet sandıkta her zaman dersini vermiştir. Önümüzdeki seçimlerde de bu ders kaçınılmazdır.Ülkenin ekonomisinden siz sorumlusunuz.Hiçbir dış güç bu ülkenin insanlarının evine ekmek götürememesinden sorumlu tutulamaz.Hukuku askıya aldığınız, demokrasiyi rafa kaldırıldığınız, kuvvetler ayrılığını yok saydığınız ülkemizde, ekonominin iyi olmasını mı bekliyorsunuz?
Güncel
Yayınlanma: 27 Ekim 2020 - 14:50
"MÜLKİYET HAKKINI İHLAL EDEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ, FRANSA'DA MÜSLÜMANLARA YÖNELİK ARTAN IRKÇILIK VE BOYKOT ÇAĞRISI, DOLARIN YÜKSELİŞİ VE EKONOMİNİN OLUMSUZ GİDİŞATI"
Güncel
27 Ekim 2020 - 14:50
EDİTÖR
İlginizi Çekebilir








