Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde Yükseköğretim Kurulu üyeleriyle bir araya geldiği toplantıda konuştu. Hükümetin reform programına değinen Davutoğlu, "En önemli reform süreci zihniyet reformudur. Böylece, kalıcı ve kapsamlı bir değişim süreci toplumsal hayata egemen olur. Maalesef bizde reformlar tepeden inme, statükoyu koruma adına, özünde reform olamayan çabalar şeklinde tecelli etmiştir. YÖK'ün kuruluş aşamasına baktığınızda katılımcı bir süreçten çok 12 Eylül şartlarının getirdiği, tek tipçi, empoze edici bir değişim mantığını, yeni bir statüko oluşturmayı hedefliyordu. Gerçek reformlar statükolara meydan okur" ifadelerini kullandı.
"ÜNİVERSİTELERİMİZ, ZİHNİYET REFORMUMUZUN EN ÖNEMLİ AYAĞI, ODAĞI NİRENGİ NOKTASIDIR"
Davutoğlu, "Bu açıdan üniversitelerimiz, zihniyet reformumuzun en önemli ayağı, odağı nirengi noktasıdır. Üniversitelerimizde zihniyet reformunu gerçekleştirmeden toplumsal hayatın geri kalan kesiminde gerçekleştireceğimiz iddia etmek günü birlik politika olur" dedi.
"YÖK REFORMUNU MUTLAKA GERÇEKLEŞTİRME SORUMLULUĞU VE ÇABASI İÇİNDE OLMAMIZ LAZIM"
1 Kasım seçimlerini değerlendiren Davutoğlu, "1 Kasım seçimleri sonrasında çok güçlü bir temsil kabiliyetine sahip, yani yüzde 97,5 temsil, yüzde 85 katılımla ortaya çıkan parlamento tablosu içinde, artık YÖK reformunu, yüksek öğrenim reformunu mutlaka gerçekleştirme sorumluluğu ve çabası içinde olmamız lazım" diye konuştu.
"ELLERİNİZİ VİCDANINIZA KOYAMIYORSANIZ, LÜTFEN AKILLARINIZI BARİ BÖYLESİNE DUMURA UĞRATMAYIN"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Şimdi bizim en öncelikli atmamamız gereken adımlardan birisi, doğduğu anda karşı çıktığımız YÖK sistemini bugün kendi ekseninde reformcu bir anlayış ile fikir özgürlüğüne, akademik özgürlüklere dayalı ve bilim adamına güven esasına dayalı yeniden inşa etmek" dedi.
Akademisyenlerin bildirisine ilişkin Davutoğlu şu ifadeleri kullandı: "Eğer bilim adamları, gerçeklikleri saptırırlarsa, gerçekliğin dışındaki spekülasyonları, ideolojik tabuları o gerçekliğin yerine ikame etmeye çalışırlarsa, bilime en büyük ihaneti yaparlar.
Her türlü fikri savunabilirsiniz ama şiddeti ama nefreti ama terörü ama diğer insanların onurunu zedeleyecek herhangi bir düşünceyi fikir özgürlüğü çerçevesinde meşru kılamazsınız. Bu bildiride olgusal gerçeklik olarak ne Ecrin var, ne Efe var, ne İrem var. Bunlara bakarsak bunları da devlet öldürdü. Eğer bu bildiriye bakarsak halkları katleden bir devlet var. Peki olgusal gerçeklik bu mu? Ellerinizi vicdanınıza koyamıyorsanız, lütfen akıllarınızı bari böylesine dumura uğratmayın. Cizre'de Silopi'de tablo bu mu?
ŞİMDİ SORUYORUM BU AYDINLARA, NEDEN RESMİ TEK YANLI ÇİZERSİNİZ?
Şimdi soruyorum bu aydınlara, neden resmi tek yanlı çizersiniz? Neden zihninizdeki ideolojiyi hatta sizin zihninizdeki değil, Kandil'in zihnindeki ideolojiyi bilimsel bir metin gibi altına imza atarak toplumsallaştırmaya çalışırsınız. Önce resmi doğru çekelim. Türkiye'de bir terör saldırısı vardır. Türkiye'de bebekleri, çocukları katleden bir terör örgütü vardır. Hangi ilkesel çerçeve?"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Akademisyenlerin bildirisine ilişkin, "Her türlü eleştiriye açığız. Fikir özgürlüğü adına birileri terörü meşrulaştırır ve ortada hiçbir delil yokken bölge halklarını katletmekle suçladıkları bir devletin vatandaşı olarak belge ortaya koymadan böyle ifadeler kullanıyorlarsa işte burada fikir özgürlüğü ile ilgili olarak hepimizin ciddi şekilde oturup düşünmesi lazım" dedi.
"METİNDE TERÖR ODAKLARI MEŞRU KILINIYOR GÜVENLİK GÜÇLERİNİN ŞEYTANLAŞTIRILDIĞI BİR TABLO ORTAYA ÇIKIYOR"
Akademisyenlerin bildirisinde, terörün meşru kılındığı eleştirisi yapan Davutoğlu, "Bu metne baktığımızda terörün, terör odaklarının açıkça meşru kılındığı, buna karşılık bu terörü durdurmak isteyen, bu teröre karşı meşru, demokratik meşruiyet içinde hareket eden güvenlik güçlerinin şeytanlaştırıldığı bir tablo ortaya çıkıyor. Şimdi ben sormak isterim bu bilim adamlarına, hangi üniversitelerde iseler, o üniversiteye giderken 3 barikat, 5 çukur aşarak ve kaldırım kenarlarından 'Aman bir el yapımı bir bombaya basmadan şu üniversiteme ulaşalım' diye çaba sarf ederek geçiyor olsalardı acaba bu bildiriye imza atarlar mıydı? Onları oraya koyanlara masum ve mağdur muamelesi yapıyorlar. Şimdi kendilerini düşünsünler. Cizre'de bir öğretmen olduklarını düşünsünler. Öğrencilerle, öğretmeni ayıran devlet mi? Neden Cizre'de, Silopi'de kapandı okullar? Ahlaki sorumluluk gerekmez mi? Öğretmenin duyduğu acıyı hissetmeleri gerekmez mi?" ifadelerini kullandı.
"ALLAH AŞKINA BU AKADEMİSYEN DOSTLARIMIZ, OKUMADAN BİR METNE NİYE İMZA ATARLAR?"
Davutoğlu, "Devlet sürgüne zorluyormuş? Kim sürgüne zorladı? Devletin memurları, sağlık çalışanları orada. Bu çete, barbarlar ise, bütün bu vicdanı bir kenara bırakıp sadece oradaki halkı çıkarıp terör odağı haline getirmeye çalışıyor. Allah aşkına bu akademisyen dostlarımız, okumadan bir metne niye imza atarlar? Niye bir topluluk psikolojisi içinde, 'madem şu arkadaşım da atmış ben de atayım' derler" diyerek eleştiride bulundu.
"BİRÇOK TANIDIĞIM AKADEMİSYEN 'HAKLISINIZ, BİZ DE DETAYLI OKUMADAN İMZA ATMIŞIZ' DEDİ"
Bazı akademisyenlerin kendisini aradığını kaydeden Davutoğlu, "Dünkü konuşmalarımdan sonra birçok tanıdığım akademisyenden 'haklısınız, biz de detaylı okumadan imza atmışız' diye mesajlar gönderenler oldu, onlara teşekkür ediyorum. Bilim insanının en önemli vasfı da eğer bir hata varsa bundan dönebilme erdemi göstermek. Bu durum siyaset için de geçerlidir. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum. Fikir özgürlüğü adına, bilim insanı etiği adına bu metni bütün bu akademisyenler tekrar okusunlar ve bu metnin entelektüel, hukuki tartışmasını bir kenara bırakıyorum, önemli olan entelektüel zemini" diye konuştu.
"ENTELEKTÜEL OLARAK BİR DAHA OKUSUNLAR ÖLÇÜP TARTTIKLARINDA BU İMZALARINI GERİ ÇEKECEKLERDİR"
Akademisyenlere bildiriyi yeniden okumaları çağrısında bulunan Davutoğlu, "Entelektüel olarak bir daha okusunlar, eminim birçoğu neye imza attıklarını, neyi imzalamış olduklarını zihinlerinde bir ölçüp tarttıklarında bu imzalarını geri çekeceklerdir. Her düşünceyi, her zeminde herkes ile tartışırım. Ama halkın yüzde 49 buçuğunu almış emanetini omuzlarımda taşıyan bir demokratik hukuk devletinin Başbakanı olarak kesinlikle böyle bir uygulamaya ne izin veririm ne de böyle bir uygulamayı savunanlar karşısında bir adım geri atarım" açıklamasında bulundu.
"BÜTÜN BU İLÇELER TEMİZLENECEK"
Davutoğlu, "Bütün bu ilçeler temizlenecek. Cizre'nin bütün okulları öğretmenlerin ve öğrencilerin buluştuğu yer haline gelecek. Ondan sonra konuşacak yer TBMM'dir. Üniversitelerde herkes istediğini söyleyebilir. Ama bu olmadan tartışma ortamının doğacağını ümit etmek. Devlete, 'Sen kamu düzeninden vazgeç, varoluş sebebini yok say ve ülkede parçalanmış otoritelere dayalı, Irak, Suriye benzeri görüntülerin çıkmasına izin ver' deniyorsa, izin vermeyiz. 'Nereden güç alıyorsunuz?' deniyorsa, 1 Kasım seçimlerinde milletin iradesinden, o veya bu etnik grubun siyasi iradesinden değil, milletin iradesinden güç alıyoruz. Kimse hesap verirsiniz derseniz. Bütün bu temel ilkelerini kaybetmiş bir akademisyen iddialı topluluğa değil, millete hesap veririz" açıklamasında bulundu.
"12 EYLÜL'ÜN ZİHNİYETİNİ YERLE BİR EDECEĞİZ"
Davutoğlu, "Bu gömlek artık bu bedene dar geliyor. 12 Eylül'ün zihniyetini yerle bir edeceğiz. Bunu muhalefet liderleri ve anayasa bağlamında konuştuğumda da söyledim ve prensipte de muvafık kaldık. Çünkü 12 Eylül sistemi kendi insanına, vatandaşına, kendi bilim adamına güvenmeyen bir sistemdi. Kendi insanına, bilim adamına güvenen yeni bir dönemin açılması sizlerin ve bizlerin elinde. Bu sorumluktan kaçamayız" ifadelerini kullandı.
"ÜNİVERSİTELERİMİZ, ZİHNİYET REFORMUMUZUN EN ÖNEMLİ AYAĞI, ODAĞI NİRENGİ NOKTASIDIR"
Davutoğlu, "Bu açıdan üniversitelerimiz, zihniyet reformumuzun en önemli ayağı, odağı nirengi noktasıdır. Üniversitelerimizde zihniyet reformunu gerçekleştirmeden toplumsal hayatın geri kalan kesiminde gerçekleştireceğimiz iddia etmek günü birlik politika olur" dedi.
"YÖK REFORMUNU MUTLAKA GERÇEKLEŞTİRME SORUMLULUĞU VE ÇABASI İÇİNDE OLMAMIZ LAZIM"
1 Kasım seçimlerini değerlendiren Davutoğlu, "1 Kasım seçimleri sonrasında çok güçlü bir temsil kabiliyetine sahip, yani yüzde 97,5 temsil, yüzde 85 katılımla ortaya çıkan parlamento tablosu içinde, artık YÖK reformunu, yüksek öğrenim reformunu mutlaka gerçekleştirme sorumluluğu ve çabası içinde olmamız lazım" diye konuştu.
"ELLERİNİZİ VİCDANINIZA KOYAMIYORSANIZ, LÜTFEN AKILLARINIZI BARİ BÖYLESİNE DUMURA UĞRATMAYIN"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Şimdi bizim en öncelikli atmamamız gereken adımlardan birisi, doğduğu anda karşı çıktığımız YÖK sistemini bugün kendi ekseninde reformcu bir anlayış ile fikir özgürlüğüne, akademik özgürlüklere dayalı ve bilim adamına güven esasına dayalı yeniden inşa etmek" dedi.
Akademisyenlerin bildirisine ilişkin Davutoğlu şu ifadeleri kullandı: "Eğer bilim adamları, gerçeklikleri saptırırlarsa, gerçekliğin dışındaki spekülasyonları, ideolojik tabuları o gerçekliğin yerine ikame etmeye çalışırlarsa, bilime en büyük ihaneti yaparlar.
Her türlü fikri savunabilirsiniz ama şiddeti ama nefreti ama terörü ama diğer insanların onurunu zedeleyecek herhangi bir düşünceyi fikir özgürlüğü çerçevesinde meşru kılamazsınız. Bu bildiride olgusal gerçeklik olarak ne Ecrin var, ne Efe var, ne İrem var. Bunlara bakarsak bunları da devlet öldürdü. Eğer bu bildiriye bakarsak halkları katleden bir devlet var. Peki olgusal gerçeklik bu mu? Ellerinizi vicdanınıza koyamıyorsanız, lütfen akıllarınızı bari böylesine dumura uğratmayın. Cizre'de Silopi'de tablo bu mu?
ŞİMDİ SORUYORUM BU AYDINLARA, NEDEN RESMİ TEK YANLI ÇİZERSİNİZ?
Şimdi soruyorum bu aydınlara, neden resmi tek yanlı çizersiniz? Neden zihninizdeki ideolojiyi hatta sizin zihninizdeki değil, Kandil'in zihnindeki ideolojiyi bilimsel bir metin gibi altına imza atarak toplumsallaştırmaya çalışırsınız. Önce resmi doğru çekelim. Türkiye'de bir terör saldırısı vardır. Türkiye'de bebekleri, çocukları katleden bir terör örgütü vardır. Hangi ilkesel çerçeve?"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Akademisyenlerin bildirisine ilişkin, "Her türlü eleştiriye açığız. Fikir özgürlüğü adına birileri terörü meşrulaştırır ve ortada hiçbir delil yokken bölge halklarını katletmekle suçladıkları bir devletin vatandaşı olarak belge ortaya koymadan böyle ifadeler kullanıyorlarsa işte burada fikir özgürlüğü ile ilgili olarak hepimizin ciddi şekilde oturup düşünmesi lazım" dedi.
"METİNDE TERÖR ODAKLARI MEŞRU KILINIYOR GÜVENLİK GÜÇLERİNİN ŞEYTANLAŞTIRILDIĞI BİR TABLO ORTAYA ÇIKIYOR"
Akademisyenlerin bildirisinde, terörün meşru kılındığı eleştirisi yapan Davutoğlu, "Bu metne baktığımızda terörün, terör odaklarının açıkça meşru kılındığı, buna karşılık bu terörü durdurmak isteyen, bu teröre karşı meşru, demokratik meşruiyet içinde hareket eden güvenlik güçlerinin şeytanlaştırıldığı bir tablo ortaya çıkıyor. Şimdi ben sormak isterim bu bilim adamlarına, hangi üniversitelerde iseler, o üniversiteye giderken 3 barikat, 5 çukur aşarak ve kaldırım kenarlarından 'Aman bir el yapımı bir bombaya basmadan şu üniversiteme ulaşalım' diye çaba sarf ederek geçiyor olsalardı acaba bu bildiriye imza atarlar mıydı? Onları oraya koyanlara masum ve mağdur muamelesi yapıyorlar. Şimdi kendilerini düşünsünler. Cizre'de bir öğretmen olduklarını düşünsünler. Öğrencilerle, öğretmeni ayıran devlet mi? Neden Cizre'de, Silopi'de kapandı okullar? Ahlaki sorumluluk gerekmez mi? Öğretmenin duyduğu acıyı hissetmeleri gerekmez mi?" ifadelerini kullandı.
"ALLAH AŞKINA BU AKADEMİSYEN DOSTLARIMIZ, OKUMADAN BİR METNE NİYE İMZA ATARLAR?"
Davutoğlu, "Devlet sürgüne zorluyormuş? Kim sürgüne zorladı? Devletin memurları, sağlık çalışanları orada. Bu çete, barbarlar ise, bütün bu vicdanı bir kenara bırakıp sadece oradaki halkı çıkarıp terör odağı haline getirmeye çalışıyor. Allah aşkına bu akademisyen dostlarımız, okumadan bir metne niye imza atarlar? Niye bir topluluk psikolojisi içinde, 'madem şu arkadaşım da atmış ben de atayım' derler" diyerek eleştiride bulundu.
"BİRÇOK TANIDIĞIM AKADEMİSYEN 'HAKLISINIZ, BİZ DE DETAYLI OKUMADAN İMZA ATMIŞIZ' DEDİ"
Bazı akademisyenlerin kendisini aradığını kaydeden Davutoğlu, "Dünkü konuşmalarımdan sonra birçok tanıdığım akademisyenden 'haklısınız, biz de detaylı okumadan imza atmışız' diye mesajlar gönderenler oldu, onlara teşekkür ediyorum. Bilim insanının en önemli vasfı da eğer bir hata varsa bundan dönebilme erdemi göstermek. Bu durum siyaset için de geçerlidir. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum. Fikir özgürlüğü adına, bilim insanı etiği adına bu metni bütün bu akademisyenler tekrar okusunlar ve bu metnin entelektüel, hukuki tartışmasını bir kenara bırakıyorum, önemli olan entelektüel zemini" diye konuştu.
"ENTELEKTÜEL OLARAK BİR DAHA OKUSUNLAR ÖLÇÜP TARTTIKLARINDA BU İMZALARINI GERİ ÇEKECEKLERDİR"
Akademisyenlere bildiriyi yeniden okumaları çağrısında bulunan Davutoğlu, "Entelektüel olarak bir daha okusunlar, eminim birçoğu neye imza attıklarını, neyi imzalamış olduklarını zihinlerinde bir ölçüp tarttıklarında bu imzalarını geri çekeceklerdir. Her düşünceyi, her zeminde herkes ile tartışırım. Ama halkın yüzde 49 buçuğunu almış emanetini omuzlarımda taşıyan bir demokratik hukuk devletinin Başbakanı olarak kesinlikle böyle bir uygulamaya ne izin veririm ne de böyle bir uygulamayı savunanlar karşısında bir adım geri atarım" açıklamasında bulundu.
"BÜTÜN BU İLÇELER TEMİZLENECEK"
Davutoğlu, "Bütün bu ilçeler temizlenecek. Cizre'nin bütün okulları öğretmenlerin ve öğrencilerin buluştuğu yer haline gelecek. Ondan sonra konuşacak yer TBMM'dir. Üniversitelerde herkes istediğini söyleyebilir. Ama bu olmadan tartışma ortamının doğacağını ümit etmek. Devlete, 'Sen kamu düzeninden vazgeç, varoluş sebebini yok say ve ülkede parçalanmış otoritelere dayalı, Irak, Suriye benzeri görüntülerin çıkmasına izin ver' deniyorsa, izin vermeyiz. 'Nereden güç alıyorsunuz?' deniyorsa, 1 Kasım seçimlerinde milletin iradesinden, o veya bu etnik grubun siyasi iradesinden değil, milletin iradesinden güç alıyoruz. Kimse hesap verirsiniz derseniz. Bütün bu temel ilkelerini kaybetmiş bir akademisyen iddialı topluluğa değil, millete hesap veririz" açıklamasında bulundu.
"12 EYLÜL'ÜN ZİHNİYETİNİ YERLE BİR EDECEĞİZ"
Davutoğlu, "Bu gömlek artık bu bedene dar geliyor. 12 Eylül'ün zihniyetini yerle bir edeceğiz. Bunu muhalefet liderleri ve anayasa bağlamında konuştuğumda da söyledim ve prensipte de muvafık kaldık. Çünkü 12 Eylül sistemi kendi insanına, vatandaşına, kendi bilim adamına güvenmeyen bir sistemdi. Kendi insanına, bilim adamına güvenen yeni bir dönemin açılması sizlerin ve bizlerin elinde. Bu sorumluktan kaçamayız" ifadelerini kullandı.










