Gece yarısı… Sarsıldık. Yalnızca yer değil, yürekler de sarsıldı. Bir kez daha unuttuğumuz, unutmak istediğimiz o karanlık anılar canlandı hafızalarda. Birçok kişi o an ne yapacağını bilemedi; bilinçsizlik, korku ve çaresizlik iç içe geçti. Camdan atlayanlar, balkondan kendini bırakanlar… Deprem henüz geçmeden paniğin ağırlığı çöktü üzerimize.
Evine girmeye korkanlar arabasına koştu. Kimi arabasını değil, umudunu korumak istedi. Telefonlar sustu, sinyaller kesildi. Trafik kilitlendi, yollar çöktü adeta. Deprem bitti ama panik devam etti. Çünkü biz hâlâ ne yapacağımızı bilmiyoruz. Hâlâ afetle yaşamayı öğrenemedik.
Ama bu kadar da değil.
Toplum sarsılmışken bir de fırsatçılar çıktı ortaya. Karavan fiyatları bir gecede tırmandı, boş arsalar altınla yarışır hale geldi. Marketler, dükkanlar, esnaf… Bazısı korkudan değil, kâr hevesinden ellerini ovuşturdu. Olan yine garibana, olan yine çaresize oldu.
Bu yazı bir çağrı olsun. Yalnızca yetkililere değil, bize, hepimize. Bu ülkenin her köşesinde, her kalbinde bir bilinç uyanmalı. Depreme karşı değil, paniğe karşı hazırlanmalıyız. Toplumu korumak sadece binaları güçlendirmekle olmaz, insanı da güçlendirmek gerekir. Eğitimle, bilgilendirmeyle, dayanışmayla…
Ve unutulmamalı: Afet anında fırsatçılık yapan, insanlığını yitirmiş demektir. Biz, birbirimizin yarasına merhem olmayı öğrenmedikçe, ne şehirlerimiz sağlam kalır ne de vicdanlarımız.
Toplumun ferahı için, huzuru için, insanca bir yaşam için hep birlikte uyanmak zorundayız





