Bugün her yerde aynı manzaralar vardı…
Kırmızı güller, indirim kampanyaları, duygusal mesajlar, “canım annem” cümleleri…
Anneler Günü yine büyük bir coşkuyla kutlandı.
Elbette güzel şeyler bunlar.
Bir annenin hatırlanması, değer görmesi, sevgiyle anılması kıymetlidir.
Ama insan bazen düşünmeden edemiyor:
Bir anne için gerçek mutluluk bir buket çiçek mi, yoksa biraz olsun hafiflemiş bir hayat mı?
Sabah erkenden uyanıp çocuklarını hazırlayan, işe yetişmeye çalışan, akşam eve dönerken market poşetlerinin ağırlığını omzunda taşıyan bir anne…
Otobüste ayakta giderken bile aklında ay sonu faturaları olan bir anne…
Üniversitede okuyan çocuğunun harcını, anaokuluna giden yavrusunun masrafını düşünen bir anne…
AVM’de vitrinin önünden geçerken sadece bakıp yoluna devam eden bir anne…
Bu anne Anneler Günü’nü nasıl kutlasın?
Çünkü bazı annelerin hayatında çiçeklerin kokusunu bastıran ağır bir geçim kaygısı var.
Toplum olarak anneliği çok seviyoruz.
“Cennet annelerin ayakları altındadır” diyoruz.
Ama aynı annenin omuzlarına bırakılan yükü ne kadar paylaşıyoruz?
Bir anne yalnızca fedakârlıkla ayakta kalmak zorunda olmamalı.
Onun da yorulmaya, dinlenmeye, destek görmeye hakkı var.
Bugün birçok yerde anneler için çeşitli haklardan söz ediliyor.
Doğum izinleri, kreş destekleri, sosyal yardımlar, çalışma düzenlemeleri…
Bunların hepsi önemli.
Ama gerçek hayat bazen yasa maddelerinden daha ağır oluyor.
Çünkü bir anne eve giderken “Bu ay nasıl yetişecek?” diye düşünüyorsa,
çocuğunun geleceği için gece uykusu kaçıyorsa,
işini kaybetme korkusuyla hasta halde bile çalışıyorsa,
orada sadece kutlama yetmiyor.
Anneler değerliyse bunu yılda bir gün söylemek yetmez.
Anneliği kutsal görmek kadar, annenin hayatını yaşanabilir kılmak da gerekir.
Belki de annelere verilecek en büyük hediye;
daha güvenli bir gelecek,
daha adil bir yaşam,
daha az kaygı,
daha çok destek ve biraz nefes alabilecekleri bir hayat olurdu





