Son günlerde eğitim camiasından gelen haberler hepimizin yüreğini sıkıştırıyor. Bir öğretmenin başına gelen acı olay, öğretmenlere yönelik şiddet haberleri ve eğitim ortamlarının giderek daha fazla bu tür başlıklarla anılması, toplumun vicdanında derin bir yara açıyor.
Oysa sınıflar; korkunun değil, güvenin olduğu yerler olmalı. Öğretmenler; kaygıyla değil, umutla ders anlatabilmeli. Çünkü bir öğretmenin psikolojisi bozulduğunda bundan yalnızca o öğretmen değil, yetiştirdiği yüzlerce öğrenci de etkilenir.
Bugün öğretmenlerin yaşadığı baskıyı, kaygıyı ve yorgunluğu görmezden gelmemek gerekiyor. Bir yandan artan şiddet haberleri, diğer yandan sürekli suç ve olaylarla birlikte anılan gençlik… Bu tablo içinde aslında büyük bir kesim var ki sesi pek duyulmuyor: Sessiz çoğunluk.
Gerçek şu ki; hiçbir suça karışmamış, hiçbir olaya meyli olmayan, hayalleri olan binlerce genç var. Okuluna giden, hayatını kurmaya çalışan, ailesinin ve ülkesinin geleceği olmak isteyen gençler… Ancak sürekli şiddet ve olumsuzluk başlıkları içinde bu gençlerin sesi de, varlığı da görünmez hale geliyor.
Toplum olarak bir an durup düşünmemiz gerekiyor. Eğitim ortamlarını daha güvenli hale getirmek, öğretmenin itibarını ve huzurunu korumak, gençleri önyargıların gölgesinden kurtarmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Unutmayalım; öğretmen huzurluysa sınıf huzurludur. Sınıf huzurluysa toplumun geleceği güçlüdür. Ve aslında bu ülkede hâlâ iyiliğin, sağduyunun ve emeğin tarafında duran çok büyük bir çoğunluk var.
Belki de artık o sessiz çoğunluğun sesini biraz daha duyma zamanı gelmiştir.






